VATAN POSTASI ☰ Bölümler

Kıvılcımlı Enstitüsü: Düzenin Krizi Emeğin Mücadelesi


Kıvılcımlı Enstitüsü’nün ekonomik krizle ilgili Aynı Gemide Değiliz başlıklı paneli dün akşam gerçekleşti.


İstanbul Tabip Odası’nın konferans salonunda gerçekleştirilen panele Mehmet Yılmazer, Hakkı Özdal ve Hayri Kozanoğlu katıldı. Panelde Mehmet Yılmazer “1980 Sonrası Krizler ve Özellikleri”, Hakkı Özdal “Kriz, Devlet ve Sınıflar”, Hayri Kozanoğlu ise “Ekonomik Kriz ve Emek Kesiminin Direniş Satratejisi” başlıklı sunumlar gerçekleştirdiler.



Mehmet Yılmazer 1980’den beridir Türkiye’de yaşanan krizleri üç ana başlıkta toplayarak anlattıktan sonra bugüne dair en büyük sorunu gençlerin ülkeyi terk etmesinde gördüğünü söyledi. “Yurt dışına gerçekleşen beyin göçü 12 Eylül’ün çok ötesinde. Ve bu devrimci mücadele açısından bir sorun” dedi.



Hakkı Özdal konuşmasına “90’larda bizim için Kıvılcımlı okumak en önemli şeylerden biriydi. Kıvılcımlı Enstitüsü Derneği’nin etkinliğinde konuşmak benim için çok değerli” sözleriyle başladı. Bugünkü duruma dair ise “Siyasi ve iktisadi krizle seçime gidiyoruz. Bu iktidar için ciddi sorun” dedi.



Son olarak Hayri Kozanoğlu ise ‘aynı gemideyiz’ söylemine karşı “Bizler aynı gemide de limanda da değiliz. Bizim limanımızda eşitlik, barış, demokrasi ve adalet vardır” dedi. Kozanoğlu Maliye Bakanlığı’na da eleştirisini  “Maliye bakanı 3D ile bize ‘rahat durun’ diyor. Bizim cevabımız da direniş olmalıdır” sözleriyle dile getirdi.


Soru cevap bölümüyle panel sonlandırıldı.


Kıvılcımlı Enstitüsü Hakkında


Türkiye siyasi hareketinin en önemli teorisyen ve pratisyenlerinden biri olan Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın eserlerini ve kişiliğini tanıtmak için 2014’te kurulan Kıvılcımlı Enstitüsü, çeşitli etkinliklerde Kıvılcımlı’nın takipçileriyle buluşuyor. Ayda bir Hikmet Kıvılcımlı’nın bir kitabını okuyup tartışarak, bir de güncel konularla ilgili panel veya konferans gerçekleştirerek enstitünün amacına ulaşması sağlanılıyor.

Kaynak : 1


Devamı

Halkevleri "Okumak Özgürletirir" Kitap Kampanyası Başlattı.


Halkevleri Kuruluşunun 87. yılı dolayısıyla "Okumak Özgürleştirir" başlıklı bir kitap kampanyası başlattı.


Kuruluşunun 87. yıldönümünde insanlığın ortak zenginliği olan edebiyat eserlerini okumayı artırmayı, yazarlarını tanıtmayı, edebiyat konuşulmasını, tartışılmasını teşvik etmeyi hedefleyen bir kampanya, bir “okuma ve paylaşma seferberliği” düzenliyoruz. denildi. Halkevleri'nin kampanyasına Yazarlar ve sanatçılar kitap önerileriyle kampanyaya katılıyor.


87 yıldır binlerce insana okuma yazma öğreten, yüzlerce kitabın yayımlanmasını sağlayan, edebiyat dergileri çıkaran, birçok yazarın, şairin edebiyata adım atmasına vesile olan Halkevleri’nin başlattığı “Okumak özgürleştirir” kampanyası ile "binlerce kitap binlerce insanla buluşacak”.binlerce-kitap-binlerce-insanla-bulusuyor-okumak-ozgurlestirir-456332


15 Ocak’ta başlayacak ve Şubat ayı sonuna kadar devam edecek kampanyada yazar, şair, sanatçı ve akademisyenlerden hayatlarına dokunan, yaşamlarını etkileyen okunmasını önemsedikleri kitaplardan oluşan önerilerini alarak herkesin yararlanabileceği kalıcı bir okuma kılavuzu oluşturacak.


Halkevleri'nin Kampanyasına katılmak isteyenler şimdiye kadar onları en çok etkileyen, en çok sevdikleri kitabı ya da kitapları bağışlayacaklar. Ülkenin dört bir yanında sürecek kitap toplama çalışmaları sonucu okullarda, çeşitli kurum ve yerleşim bölgelerinde kütüphaneler/kitaplıklar kurulacak.


 






 



Kampanya sırasında edebiyat günlerinden söyleşilere ve imza günlerine, kitaplarla katılım gösterilecek tiyatro oyunları ve konserlere kadar pek çok etkinlik de düzenleyecek. Yine Halkevleri şubelerinden başlayarak okuma/okur gruplarının oluşumu da teşvik edilecek.

Halkevleri herkesi kampanyaya katılmaya çağırıyor;


“Kuşaklar boyu milyonlarca insan kitaba Halkevi şubelerinin kütüphanelerinde ilk kez dokundu. Dünya edebiyatını ve kendi ülkemizin değerlerini tanıdı.


Bu değerli, yaşayan miras hepimizin.


Şimdi Halkevleri olarak 87. Kuruluş yıldönümümüzde bir kez daha “okuma seferberliği” başlatıyoruz.


Haydi ülkemizin dört bir yanında başlayacak okuma seferberliğine sen de katıl.”


Kampanya sosyal ağ hesaplarından yazar, sanatçı ve akademisyenlerin kitap önerileri video ve yazılı olarak paylaşılıyor .


Kitap bağışı yapmak, kampanyaya katkı sunmak isteyenler sosyal ağ hesaplarından ve Halkevleri şubelerinden iletişim kurabilirler.


Kampanya sosyal ağ hesapları:



  • Twitter: https://twitter.com/OOzgurlestirir

  • Facebook: https://www.facebook.com/okumakozgurlestirir/

  • Instagram: https://www.instagram.com/okumakozgurlestirir/

  • YouTube: https://www.youtube.com/channel/UCBL1qfrwF6ioxcnQAznNJhw


 


Devamı

BMO:Nasıl Bir Yapay Zekâ?


Karanlık güçlerin saldırıları sonucunda 24 Ocak 1993’te yitirdiğimiz Uğur MUMCU ile 31 Ocak 1990’da yitirdiğimiz Prof. Dr. Muammer AKSOY‘u ve tüm aydınlarımızı anmak; temsil ettikleri, savundukları değerleri yaşatmak amacıyla her yıl 24-31 Ocak günleri arasında “Adalet ve Demokrasi Haftası” düzenleniyor.







Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfının (um: ag’ın) eşgüdümüyle gerçekleştirilen, Bilgisayar Mühendisleri Odasının da katılımcılarından olduğu haftada pek çok demokratik kitle örgütü, haftanın anlamına uygun etkinlikler yapıyor.





Odamızın, 26. Adalet ve Demokrasi Haftası kapsamında Bilim ve Gelecek dergisiyle birlikte düzenlediği etkinlikte Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cem SAY “Adil ve Demokratik Gelecek İçin Nasıl Bir Yapay Zekâ?” başlıklı söyleşiyle konuğumuz olacak.





TMMOB Mimarlar Odası Konferans Salonunda 26 Ocak 2019 Cumartesi günü saat 14.00‘te yapılacak söyleşinin sonunda Prof. Dr. Cem SAY, Bilim ve Gelecek Yayınlarından çıkan “50 Soruda Yapay Zekâ” kitabını imzalayacak.





Adil ve Demokratik Gelecek İçin Nasıl Bir Yapay Zekâ? 
Gün: 26 Ocak 2019 Cumartesi
Saat: 14.00
Yer: TMMOB Mimarlar Odası – Konur Sok. No. 4 Kızılay-ANKARA

Kaynak: BMO


Devamı

Mülkiyeliler Birliği Çarşamba Söyleşileri:“Mülteci Algısı ve Medyada Mülteciler”


Mülkiyeliler Birliği Çarşamba Söyleşileri devam ediyor. Ocak programında Hale Gönültaş ve Sedat Bozkurt’un katılımları “Mülteci Algısı ve Medyada Mülteciler” başlıklı söyleşileri ile Mülkiyeliler Birliği’nde olacak. Söyleyişi 16Çarşamba Ocak 2019 saat 18:30’da gerçekleşecek.








Devamı

Halkevleri , Danıştay önünde açıklama yaptı


Halkevleri Eş Genel Başkanımız Dilşat Aktaş ve Hukuk Sekreteri Sercan Aran, Bakanlığa girerek İçişleri Bakanlığı’nın yanıtlaması talebi ile 6 sorudan oluşan dilekçeyi teslim etti.





Heyetimin soruları arasında Halkevleri’nin 'kamu yararına dernek' statüsünden çıkarılması sürecine Bakanlığın hukuka nasıl müdahale ettiği ve dayanak haline getirilen müfettiş raporlarında imzası olan iki müfettişin Hrant Dink Davası ve Askeri Casusluk Davası’nda sahte rapor tanzim etmekten yargılandıklarını İçişleri Bakanlığı’nın bilip bilmediği de yer aldı.





Heyet ayrıca, Bakanlığa, iktidarın Halkevleri’ne yönelik saldırılarını “gerçek dışı müfettiş raporları”, “kurgu senaryolar” “hukuksuz iddianameler”, “yalan fezlekeler” ile yürüttüğünü, Halkevleri’nin tarihinde ve mücadelesinde açıklayamayacağı, arkasında duramayacağı, “kamu yararına çalışma” ilkesine aykırı tek bir faaliyeti ve fiili olmadığını belirterek, Halkevleri faaliyetlerini içeren dosyalarını da bıraktılar.







Halkevleri'nin İçişleri Bakanlığı’nın yanıtlamasını istediği sorular ise şöyle;





1-Halkevleri’nin “kamu yararına dernek” statüsü, Danıştay’da kazandığı davaya ve temyiz sürecinde Danıştay Tetkik Hakimi’nin Halkevleri lehine mütaalasına rağmen Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu (DİDDK) tarafından kaldırıldı. 3 yıldır süren temyiz sürecinde bu karar İçişleri Bakanlığı, hukuk müşaviri Avni Çakır’ın Danıştay İDDK’ya yazdığı “Dava konusu işlem kamu düzeni ve güvenliğini de yakından ilgilendirdiğinden, kurulunuzca dosyanın görüşülmesine öncelik verilmesi hususunda gereğini takdirlerinize arz ederim” yazısı dosyaya girdikten 40 gün sonra alındı. İçeriği ile hüküm belirten ve “bir an önce karar verin” diyen bu yazı Bakanlığınızın doğrudan yargıya müdahalesi midir? Yazının gönderilmesi sürecinden bakanlığınızın bilgisi var mıdır? Yazının gönderilme tarihinin Danıştay İDDK seçimlerinden 3 gün sonraya rastlaması tesadüf müdür? Danıştay İDDK Başkanı seçimden sonra dosya konusu ile ilgili hukuk müşavirliğince aranmış mıdır? Arandı ise ne konuşulmuştur?


2- 2011 yılında yine Bakanlar Kurulu kararı ile kamu yararına dernek statümüz kaldırıldığında bu 2008 ve 2010 yıllarında Halkevleri hakkında hazırlanan İçişleri Bakanlığı’na bağlı müfettişlerin raporlarına dayandırılmıştı. Açtığımız, Danıştay 10. Dairesi 2011/9329 Esas nosu ile görülen davada; Halkevleri’nin kamuya yararlı dernek statüsünden çıkarılmasına ilişkin 04.04.2011 tarih ve 2011/1797 sayılı Bakanlar Kurulu kararı hukuka aykırı bularak iptal edildi. Kararda 2008 ve 2010 yıllarında İçişleri Bakanlığı’na bağlı müfettişlerin raporlarına dayanan gerekçelerin, somut ve objektif olmadığı, aksine kişisel görüş ve değerlendirmelere dayandığı, bu gerekçelerin maddi kanıt ve olgularla da ispatlanamadığı, öte yandan derneğin amaç dışı ve/veya yasak faaliyetlerde bulunduğuna dair de her hangi bir yargısal tespit olmadığı dile getirildi.


Halkevleri’nin kamuya yararlı dernek statüsünün kaldırılmasına dayanak olan 11/04/2008 günlü, 98/8 sayılı ve 22/09/2010 günlü, 30/3 sayılı denetim raporlarını hazırlayan mülkiye müfettişleri Mustafa Üçkuyu ve Ahmet Kaya sahte rapor tanzim etmekten yargılandıklarını biliyor musunuz?


Mustafa Üçkuyu’nun Hrant Dink davasında kamu görevlilerinin sorumluluğu olmasına rağmen gerçeğe aykırı raporla kamu görevlilerinin sorumsuz olduğunu yazdığı, şimdi ise bu rapor dolayısı ile tutuklu yargılandığı, Ahmet Kaya’nın ise İzmir Casusluk Davasında yine gerçeğe aykırı rapor yazarak hiçbir suçu olmayan askerleri suçlu gibi göstermekten yargılandığı basında yer almaktadır. Bu durumda bu kişilerin yazdığı diğer raporların hukuki güvenirliğinden bahsetmek mümkün müdür?


Halkevleri hakkında hazırlanan söz konusu raporlara nasıl itimat edilmekte, bunlar nasıl savunulmaktadır? Bakanlığınız bu kişilerin yazdığı bu raporların arkasında durmakta mıdır ?


3-Bu kişilerin isimlerinin yer aldığı diğer raporların akıbeti ne olmuştur? Bu konuda bir araştırma, soruşturma başlatılmış mıdır? Bu kişilerin yazdıkları raporların kullanıldığı resmi belge ve dosyalara bilgi verilmiş midir?


4-Halkevleri, eğitimden sağlığa, barınmadan enerjiye halkın haklarını savunan; yurttaşlık hakları konusunda bilinçlendirme faaliyeti yapan; bu ülkenin ilerici kültür sanat birikiminin yaratılmasına damgasını vurmuş ve bugün de kültürel sanatsal çalışmaları halk içinde halkla birlikte yürüten; İzmit depreminden Van depremine, Soma’daki maden faciasına kadar bu ülke halklarının yıkıma uğradığı hangi an ve durum var ise orada yararları sarmak için tüm emeğini ve olanaklarını seferber eden; çocuk istismarı ve kadına yönelik şiddetle mücadelen cinsiyet ayrımcılığının engellenmesine, engelli haklarından halk sağlığına halk yararına her konuda halk eğitimi faaliyeti yürüten; her yıl on binlerce çocuğu bilimle sanatla tanıştıran bir örgüttür. Bu örgütün “kamu yararına dernek statüsünün kaldırılması” kamu düzeni ve güvenliğini hangi açıdan “yakından” ilgilendirmektedir?


5- Halkevleri’nin “kamu yararına dernek” statüsü kaldırılırken, adı yolsuzlukla anılmış olan Deniz Feneri’nin, Onursal Başkanı Cübbeli Ahmet hoca isimli kişi olan, İsmail Ağa Cemaati ile ilişkisi bilinen Hoca Ahmet Yesevi Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin, Menzil tarikatı ile ilişkisi bilinen Beşir Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin, “kamu yararına faaliyeti” Afrika’da dağıtmak için Kuran-ı Kerim toplamak ve cihatçıların yoğunluğu ile bilinen İdlip’e yardım olan Hak İnsani Yardım Sağlık Eğitim Kültür Ve Çevre Koruma Derneği’nin, Kuran-ı Kerim ve Elif Ba dağıtım projeleri ve ana faaliyet alanı Suriye olan Hayrat İnsani Yardım Derneği’nin bu statüde yer almasının nedeni nedir? İçişleri Bakanlığı bu derneklerin faaliyetlerini denetlemekte midir?


6- Halkevleri, bugüne kadar “kamu yararına dernek” statüsünü hiçbir maddi gelir elde etmek için kullanmamıştır. Tüm geliri, üyelerinin aidat ve bağışlarından oluşmaktadır. Ne bir kamu kurumundan para desteği ne bir arsa, bina tesisi ne de vergiden kurtulmak isteyen bir şirketten tek bir kuruş almıştır. Tam tersine devlet kurumları tarafından kamu yararına faaliyetleri desteklenmemiş, engellenmiş, yasal haklarını dahi kullanamamıştır. Halkevleri’nin tüm faaliyetleri üyelerinin hiçbir maddi karşılık beklemeksizin gönüllülük esasına göre yürüttüğü kamu yararına çalışmalardır.




Halkevleri: “Muhalif” olarak tanımlanan dernek ve vakıflar baskı altında tutulup kamu yararına faaliyetleri engellenirken AKP iktidarı döneminde “kamu yararına dernek statüsü” verilen dernekler ve vergi muafiyeti tanınan vakıflara kamudan, Bakanlığınızın bütçesinden aktarılan maddi kaynaklar, verilen ödeneklerin miktarı nedir? Tahsis edilen arsa ve binalar hangileridir? İslami cemaat-vakıf ve şirketler arasındaki ilişki ve para döngüsü, bu vakıf ve derneklerde yer alan ve aynı anda bugün iktidar partisi ile ilişkili, iktidar partisi mensupları ile ticaret ve akrabalık ilişkisi olan isimler kimlerdir? Bu dernek ve vakıflar denetleniyor mu? Denetleniyorsa denetim raporlarını halka açıklanması mümkün müdür?"





Halkevleri Eş Başkanları İçişleri Bakanlığı’ndan çıktıktan sonra yaptıkları açıklamada “Halkevleri 87 yıllık tarihinde tek bir kara leke bulamazsınız, Halkevleri’nin kamuya yararlı olmayan tek bir faaliyetini bulamazsınız, Halkevleri’nin savunamayacağı tek bir faaliyetini, açıklayamayacağı tek bir gelir kalemini bulamazsınız. Bugün İçişleri Bakanlığı’na giderek sorularımızı sorduk, bu soruları her yerde sormaya devam edeceğiz.





Halkevleri için “kamu yararı” bir statü değil temel ilkemizdir dedik, kamu yararına çalışmaya ve mücadele etmeye devam edeceğiz. Hukuksuzluğunuzu, talimatla aldırdığınız kararları kabul etmiyoruz!”


Devamı

Halkevleri'nin “kamuya yararlı dernek” statüsü kaldırıldı

Halkevleri’nin 87. yaşını ülkenin dört bir yanında kutlamaya hazırlandığı bu günlerde, 28 Aralık günü Halkevleri’ne ulaşan tebligat ile öğrendiler.  Halkevleri'nin yaptığı açıklamayı olduğu gibi yayınlıyoruz.


“Bir kez daha” diyoruz çünkü 1961 yılından itibaren “kamuya yararlı dernek” olan örgütümüzün bu statüsü, 2011 yılında AKP tarafından bakanlar kurulu kararı ile kaldırılmıştı. Açtığımız davada, Halkevleri’nin tüm çalışmalarının “kamu yararı”na olduğu ve Halkevleri’nin asıl olarak üye aidatlarından oluşan tüm bütçesinin bu faaliyetler yararına sevk edildiği ispatlanmış ve Danıştay 10. Dairesi’nin kararı ile 2015 yılında bu statü yeniden kazanıldı.
Dönemin Başbakanlığı ve İçişleri Bakanlığı tarafından bu karar, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na (DİDDK) temyiz incelemesi için itiraz edilerek gönderilmiş, aradan geçen üç yılın ardından, Danıştay Başkanvekilliği’ne 2 Ekim 2018 tarihinde Hasan Güzeler’in seçilmesinden tam üç gün sonra İçişleri Bakanlığı’nın “dosyanın kamu güvenliği sebebiyle öne alınması” talebi dosyaya girmiş ve DİDDK hukuksuz ve gerekçesiz bir biçimde Danıştay 10. Dairesi’nin Halkevleri’nin kamuya yararlı bir dernek olduğu hükmünü bozmuştur.

İktidar, “kamuyu” dincilik, piyasacılık, milliyetçilik ve bunlarla kaynaşmış bir kadın düşmanlığı temelinde yeniden tanımlamak istemektedir. Eşitlik, toplum, adalet, eşit yurttaşlık, kamu değerleri kavramları tedavülden kaldırılmıştır. Onlar için “kamu yararına” demek “iktidarın ve sermayenin yararına” demektir ve hatta kamu yetkisinden alınan güç her tür özel çıkar için kullanılmaktadır. İktidar, bu yüzden Halkevleri’nin “kamu yararına dernek” statüsü ile barışamamaktadır.

Halkevleri’nin ne tarihinde ne de bugününde en ufak bir kara leke bulamayanlar, bu tarihin ve mücadelesinin meşruluğuna gölge, geri adım attıramayanlar, dava dosyalarına yazacak suçlama bulamayanlar ve giriştikleri her operasyon girişimi ayaklarına dolananlar bir tür itibarsızlaştırma çabası ve saldırı hazırlığının ön adımı olarak “kamu yararına dernek” statüsünü yeniden elimizden almak istemektedir.

Geçtiğimiz yıl Şubat ayında Halkevleri Eş Genel Başkanı Dilşat Aktaş ve MYK üyemiz Kutay Meriç’in de içinde yer aldığı, yönetici ve üyelerimize yönelik hukuksuz gözaltılar, kimi şubelerimizin çocuklara yönelik çalışmalarımız gerekçe gösterilerek mühürlenmek istemesi, geçtiğimiz Ekim ayında Ankara’da 4 şube başkanımızın gözaltına alınması, üyelerimize verilen cezalar, para cezaları iktidarın bir halk örgütü olarak Halkevleri’ne yönelik sistematik saldırısını gözler önüne sermektedir.

Ancak her saldırı girişimleri “Halkevleri memlekettir, memleketi susturamazsınız” diyen halkımız, ülkenin emek ve demokrasi güçleri ve Halkevi üye ve yöneticileri tarafından geri püskürtülmüştür, bundan sonra da püskürtülecektir. Halkevleri, tam da “halkın yararından” başka bir çıkar gütmediği için bu topraklara kök salmıştır, iktidarlar gelip geçer, Halkevleri dimdik ayakta kalır.

İktidarın, örgütümüz Halkevleri’ne yönelik saldırısı “ideolojik”tir.

İktidar ile ilişkili, çoğunluğu dinsel cemaat ve tarikatlerle bağlantılı dernekler, vakıflar kamu kaynakları, arazileri, binaları devredilerek ihya edilirken, tek maddi kaynağı halkın verdiği aidatlar olan, tüm çalışmalarını gönüllü emekle gerçekleştiren Halkevleri, türlü baskılarla karşı karşıya bırakılmaktadır. Çocuklara, kadınlara, yetişkinlere, engellilere, doğanın korunmasına, halkın haklarının savunulmasına yönelik çalışmaları önce engellenip ardından “kamu yararı gözetilmemektedir” denilmekte, faaliyetleri ne kadar para harcadığı ile ölçmeye çalışmaktadır. Açık ki ne iktidarın ülkemize ve topluma verdiği zarar ne de Halkevleri’nin topluma sağladığı yarar parayla ölçülebilir.

İktidarın derdi “kamu yararı” değil, Halkevleri’nin varlığı, 87 yıllık tarihi, programı, temsil ettiği değerler ve bugünkü çalışmaları, mücadelesidir. Eşitlik, özgürlük, laiklik ve kadın özgürlüğünü halk içinde halkla birlikte savunan bir halk örgütü, iktidarın yaratmak istediği toplum için tehlike olarak görülmektedir. İstedikleri biat eden, örgütsüz bir toplumdur.

“Sosyal kültürel iktidar olamadık” diye yakınanlar, Halkevleri’ne saldırırken aynı zamanda bu topraklardaki ilerici kültürel sanatsal birikimin, sol değerlerin en önemli simgelerinden, merkezlerinden birini hedef almaktadır.

Kamuya zararlı olan iktidardır. Halkevleri, 2000’lerde, AKP’nin iktidar olduğu günden itibaren; “kamu” adına ne var ise tahrip ederek uyguladığı neoliberal programa “kamu yararı”nı temel alarak karşı çıkmış, halkın hakları için mücadele etmiştir. Bugün yaşadığımız ekonomik kriz, tahrip edilmiş ülkemiz iktidarın kamuya nasıl zarar verdiğini gözler önüne sermektedir.

Halkevleri, itibarını da gücünü de halktan almaktadır. “Kamu yararına çalışma” ilkesini de ne devlet ne de somut olarak AKP iktidarı bahşetmiştir. Halkevleri, bu ilkeyi programının ve mücadelesinin temel prensibi haline getirmiştir.

Kamu yararına dernek statüsünün yasal olarak devam edip etmemesi, Halkevleri’nin “kamu yararına” halk için halkla birlikte mücadelesini etkilemeyecektir. Ancak; iktidar bu statüyü kaldırmayı bir saldırı aracına dönüştürdüğü, saldırının asıl olarak halkımıza, mücadele tarihine, değerlerimize yapıldığını, amacının halkı örgütsüz kılmak olduğunu çok iyi bildiğimiz içindir ki, “kamu yararına dernek” statümüzü korumak için de sonuna kadar mücadele edeceğiz.

Halkevleri olarak, adalet mücadelesinin de, her koşulda hak aramanın da “kamu yararı” gereği olduğunu bilerek, her tür hukuki mücadeleyi sürdüreceğiz.

Ancak iktidara da hukuksuzluğa da en iyi cevabı; Halkevleri mücadelesini, örgütlülüğünü büyüterek; bu topraklarda yarattığımız her tür ilerici değeri; sanat ve kültürüyle, dayanışması ve insan ilişkisiyle savunarak; eşitliği, özgürlüğü, barışı, laikliği bayrak ederek vereceğiz. Halkevleri, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da hiçbir baskı karşısında geri adım atmayacaktır.

Tüm Halkevi üye ve yöneticilerini, halkımızı, tüm dostlarımızı bu hukuksuzluğa karşı çıkmaya, Halkevleri mücadelesine omuz vermeye, Halkevleri’nin 87. yıldönümü etkinliklerini büyük bir coşku ile örgütlemeye çağırıyoruz.

Alınan bu kararın hukuksuzluğu, karara konu edilen raporları yazan müfettişlerin, kararı alan mahkeme üyelerinin “Halkevleri” karşısında aldıkları tutumun nedenleri hakkında kamuoyunu bilgilendirmeye devam edeceğiz.

Kararın gerekçelerine dair açıklamamızın ayrıntıları şöyledir;

Kamu yararı statümüzün kaldırılması hukuksuzdur

1961 yılından itibaren sahip olduğumuz “kamuya yararlı dernek” statümüz, 50 yıl sonra, AKP’nin Bakanlar kurulu tarafından 04.04.2011 tarih ve 2011/1797 sayılı karar ile kaldırılmış, Halkevleri “Kamu yararına dernek statüsü”nden çıkarılmıştı.

İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişleri ve dernekler denetçileri tarafından düzenli olarak denetlenen derneğimiz hakkında, 2008 ve 2010 yıllarında iktidar emri, cemaat aracılığı ile hazırlanan raporlara dayanarak alınan bu kararda ana gerekçe “derneğin gelirlerinin ve mal varlığının kamuya yararlı dernek statüsü için yeterli görülmemesi” olmuştur.

Aynı süreçte AKP iktidarına siyasi yakınlığı bulunan ve ağırlıklı olarak cemaat örgütlenmesi niteliği taşıyan bir çok dernek ve vakfa "kamuya yararlı dernek" statüsünü cömertçe dağıtan Bakanlar Kurulu'nun bu işlem ve tasarrufuna, aynı zamanda kamuya yararlı faaliyet anlayışını parasal maddi değerlere indirgeyen yönetmelik hükümlerine karşı, Danıştay nezdinde bir iptal davası açtık.

Danıştay 10. Dairesi, 2011/9329 Esas nosu ile yaklaşık 4 yıldır görülmekte olan bu dava sonucunda; 06. 10. 2015 tarihli karar ile Halkevleri'nin kamuya yararlı dernek statüsünden çıkarılmasına ilişkin 04.04.2011 tarih ve 2011/1797 sayılı Bakanlar Kurulu kararını hukuka aykırı bularak oybirliği ile; ayrıca Dernekler Yönetmeliği'nin 49 uncu maddesinin 1 inci fıkrasının (e) ve (d) bentlerini de oy çokluğu ile iptal etmiştir.

Kararın gerekçesinde özetle; Halkevleri'nin kamuya yararlı dernek statüsünden çıkarılmasına ilişkin sunulan gerekçelerin somut ve objektif olmadığı, aksine kişisel görüş ve değerlendirmelere dayandığı, bu gerekçelerin maddi kanıt ve olgularla da ispatlanamadığı, öte yandan derneğin amaç dışı ve/veya yasak faaliyetlerde bulunduğuna dair de her hangi bir yargısal tespit olmadığı dile getirilmiştir. İptal edilen Bakanlar Kurulu kararına dayanak kılınan denetleme raporlarında Halkevleri aleyhinde yer verilen; "Halkevleri'nin toplumsal ve siyasi konularda muhalif bir örgüt olduğu, siyasi ve günlük politikalara dönük faaliyet yürüttüğü, sürekli gösteri ve eylem yaptığı" yolundaki iddialar, bu kapsamda haklı ve hukuki bulunmamış; aksine bizzat bu iddiaların kendisinin siyasi, kişisel, subjektif değerlendirmeler olduğu tespit ve kabul olunmuştur.

Anılan Dernekler Yönetmeliği'nin iptaline dair gerekçelerinde ise Danıştay; üst norm olan 5253 Sayılı Dernekler Kanunu'nda "topluma yararlı sonuçlar verecek faaliyetlerde bulunma" ölçütüyle ele alınan "kamuya yararlı dernek" statüsünün, şimdi idarenin düzenleyici işlemi niteliğindeki bir yönetmelik ile asıl olarak mali ölçütlere, yeterli bir gelire ve mali güce sahip olmaya dayandırılmasını, hukuki ve yerinde görmemiştir.

Devam eden süreçte dönemin Başbakanlığı ve İçişleri Bakanlığınca bu karar Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz incelemesi için itiraz edilerek gönderilmiş, aradan geçen üç yılın ardından İçişleri Bakanlığı’nın talimatı ile dosyanın görüşülmesine öncelik verilmiş, üç üyenin karşı oyu 8 üyenin oyçokluğu ile hiçbir hukuki nitelendirme ve değerlendirme olmaksızın Danıştay 10. Dairesinin kararı bozulmuştur.

Bu aradan geçen üç yılda ülkemizde nelerin değiştiğini uzun uzun anlatmaya gerek yoktur, ancak aynı zamanda bir hukuk kavramı ve hukukun genel ilkelerinden biri olarak “kamu yararı”nı tartışacak, koruyacak, uygulayacak bir hukuk düzleminin kalmadığı açıktır.

İktidarın, örgütümüz Halkevleri’ne yönelik saldırısı “ideolojik”tir

İktidar ile ilişkili, çoğunluğu dinsel cemaat ve tarikatlerle bağlantılı vakıflar, dernekler; dernekler yasası değiştirilerek “kamu yararına dernek” statüsü kazandırılan Deniz Feneri gibi yapılar iktidar tarafından sağlanan muhafiyetlerle, iktidar tarafından çok ucuza ya da bedelsiz verilen kamu arazileri ve binalarla, “proje desteği” adı altında aktarılan ödeneklerle ihya edilmiştir. Bu yapılar vergi muhafiyetleri, izin almadan yardım toplama yetkileri ile hiçbir kamu denetim olmaksızın iktidar ağlarının para döngüsünün sağlandığı mecralar, cemaat ve tarikatlerin sermaye birikimi alanları, yolsuzluk araçları haline gelmiştir.

Halkevleri, kamu yararına dernek statüsünü, tek bir maddi olanak için değerlendirmemiş, tek bir kamu olanağından yararlandırılmadığı gibi tüm kamu yararını tüm faaliyetini gönüllü emekle sürdürmüş, bütçesini emekçi halkın verdiği aidatlarla oluşturmuş, üstelik iktidar tarafından para cezaları ile yıldırma saldırılarına göğüs germiş, sürekli denetimlerden geçirilmiştir.

İktidarın derdi “kamu yararı” değil, Halkevleri’nin varlığı, 87 yıllık tarihi, programı, temsil ettiği değerler ve bugünkü çalışmaları, mücadelesidir. Çünkü, Halkevleri, kendi iktidarını tam olarak tesis etmek ve sürdürmek için, yaratmak istediği siyasal-toplumsal ve kültürel yapı için engel gördüğü ve durmaksızın saldırdığı ne var ise onu temsil etmektedir.

Halkevleri, ümmetten yurttaşa dönüşümün tarihi, cumhuriyetin tarihidir. Halkevleri tarihi, halk düşmanı, emek düşmanı siyasal iktidarların, darbelerin saldırıları ve bu saldırılara karşı direnişin tarihidir.

1950’de ve 1980 darbesi ile iki kez kapatılıp, tüm mal varlıklarına el konulan; yöneticileri ve üyeleri türlü baskı ve şiddetle karşılaşan, yargılanan ama halkın içinden her seferinde yeniden doğan bir örgüttür Halkevleri. Halkevleri, 1987’de başlayan üçüncü kuruluş döneminde de devletin tüm kuvvetlerinin saldırısına uğramıştır.

Halkevleri, tüm bu saldırıları aşarak bu ülkenin en büyük halk örgütlerinden biri haline geldi. Bu süreçte ne iktidardan beslendi, ne her hangi bir kamu kaynağını kullandı, ne halkı dolandırdı, ne acıları sömürdü, ne yoksulluğu istismar etti, ne de bunlardan sermaye yaptı. Tarihi, bu ülkede verilmiş demokrasi ve özgürlükler mücadelesinin tarihi oldu. 70’lerden bu yana kuşaklar boyu bu ülkede her kim ki özgürlükler, haklar ve demokrasi için mücadele etti, yolu mutlaka Halkevleri ile kesişti. Eşitlik, özgürlük, laiklik, kadın özgürlüğü Halkevleri’nin savunduğu temel ilkeler oldu.

Halkevleri, iktidara kendi gelip geçiciliğini, halka ise bu toprakların direngenliğini, özgürlük, eşitlik, demokrasi ve haklar mücadelesinin köklerini, değerini, baskıya karşı direnmenin ve kazanmanın mümkün olduğunu varlığı ile gösteren bir örgüttür. Tam da bu nedenlerle, tarihi, varlığı ve savundukları ile iktidarın hedefidir.

“Sosyal, kültürel iktidar” olamayanlar Halkevleri’ne saldırıyor

Halkevleri, aynı zamanda Erdoğan’ın bizzat söylediği gibi “sosyal, kültürel iktidar” olamamış bir iktidarın kendi “kültürel hegemonyasını” kurmak için, silmeye, değersizleştirmeye, baskı altına almaya çalıştığı ilerici kültürel sanatsal birikimin ve üretimin köklerinden; yaşayan ana damarlarından biridir. Yaşar Kemal’in, Rıfat Ilgaz’ın, Gülten Akın’ın ve daha nice değerimizin… yuvasıdır. Halkevleri, tiyatrodur, edebiyattır, her mahallede bir kütüphanedir. Bir kültür sanat ve eğitim örgütüdür.

Halk eğitimi, tüzüğü ile de tanımlanmış temel misyonlarından biridir. Emekçiler, şiddete uğrayan kadınlar, çocuklar haklarını Halkevleri’nde öğrenir, toplumsal cinsiyet eşitliğinden çocuk istismarı ile mücadeleye, sağlıklı beslenme hakkından işçi sağlığına sistematik eğitimler verir, bilinçlendirme çalışmaları yapar. Eğitimin bilimsellikten uzaklaştırılmasına, gericileştirilmesine karşı bilimsel ve laik bir eğitim için mücadele eder. Çocukların ve gençlerin biat kültürüyle, dogmalarla, nesneleştirilerek yetiştirilmesine karşı çıkar.

Halkevleri, soru sormak, düşünmek, aklı özgürleştirmek; yazmak, çizmek, konuşmak, üretmek ve ürettiğini; söze, şiire, yazıya, şarkıya, dansa, oyuna, türküye dökmektir. Halkevleri, halkı bilimle, sanatla, özgürleştirici bir eğitimle buluşturmak demektir. Elbette en çok da çocukları. Halkevleri’nin varlığı sorgulayan, üreten nesillerin yetişmesi demektir.

Halkevleri, bireyselliğin, kişisel çıkarların geçer akçe haline getirilmesine, güç ve iktidarı ele geçirenin her tür ayrımcılığı ve baskıyı kendine hak gördüğü bir kültüre karşı dayanışmayı, dayanışma ilişkilerinin kurulmasını, halk yararının savunulmasını, emeğin, halkın kolektif çıkarlarının savunulmasını temel ilkesi haline getirmiştir.

Bu nedenle iktidar için bir tehdittir, Halkevleri var olduğu, bu gelenek yaşadığı, yaşatıldığı, ürettiği sürece bu toprakların ilerici değerlerini, kültürel sanatsal üretimlerini, dayanışmacı ilişkileri yok etmek mümkün olmayacaktır.

Halkevleri’nin çocuklara yönelik faaliyetlerini, kültür sanat çalışmalarını, kitle eğitim çalışmalarını, dayanışma faaliyetlerini hedefe konulması, Batıkent Şubemizin tiyatro sahnesinin mühürlenmesi, çocuklarla yaptığımız bilim ve sanat atölyelerinin “çocuklara yönelik izinsiz eğitim öğretim faaliyetlerinin yürütülmesi” olarak tanımlanıp şubelerimizin mühürlenmesinin gerekçesi haline getirilmesi, halkı bilinçlendirme çalışmalarının “suç”lulaştırılması bunun bilinmesinden kaynaklanmaktadır.

Kamuya zararlı olan iktidardır

Halkevleri’nin tüm faaliyeti “kamu yararı”nadır. Kamuya zararlı olan bizzat iktidarın kendisidir.

Halkevleri, tam da 2000’lerde, yani AKP’nin iktidar olduğu günden itibaren uyguladığı; “kamu” adına ne var ise tahrip ederek; kamusal hakları yani halkın ortak-toplumsal haklarını iç bütünlüklerini parçalayarak ortadan kaldırma, piyasalaştırma, kamuyu neo-liberal ilkeler etrafında dönüştürme politikasına, “kamu yararı”nı temel alarak karşı çıkmıştır.

“Halkın muhalefet evleri” adı, kar için halkın ortak varlıklarını, doğayı sermaye talanına açan, üretim alt yapısını yok edip ülkeyi bağımlılaştıran, emeğin güvencesizleştirilmesine ve örgütsüzleştirilmesine dayanan politikalara muhalefet etmekten gelmektedir.

Halkevleri, “kamunun” yani “halkın yararını” bayrak edinmiştir. Ülkenin dört bir yanında kentte, mahallede, köylerde halkın hak mücadelelerini var etmiştir. Parasız eğitim ve sağlığı, ulaşımdan barınmaya, enerjiden iletişime halkın haklarını; güvenceli çalışma ve insanca yaşama hakkını savunmuştur.

Sadece bugün içine sokulduğumuz ekonomik kriz, işsizlik oranları, samandan kağıda ve temel gıdaya kadar ithalata bağımlılık; zamlarla, işten çıkarmalarla, ucuz emek sömürüsü ile halkın yaşadığı yıkım, “garantili” mega projelere aktarılan kamu kaynakları, sıcak para bağımlılığının oyuncağı olmuş ekonomi işte AKP iktidarının izlediği ve Halkevleri’nin “muhalefet” ettiği için “kamu yararı gözetmemekle” itham edildiği politikaların sonucudur.

Yaşadıklarımız, ülkemizin geldiği durum Halkevleri olarak tüm söylem, eylem ve mücadelemizde haklı olduğumuzun kanıtı, AKP’nin “kamu yararı” konusunda karar mercii olmadığının ve olamayacağının göstergesidir.

“Kamu yararı” örgütlenerek korunur

İktidarın hele ki sistemin sürekliliğini ancak emeğe, hak arayana, sanatçıya, gazeteciye, öğrenciye açık bir şiddet uygulayan, kendi dışında herkesi susturmaya çalışan özel bir baskı rejimini kurumsallaştırdığı bir dönemde en büyük korkusu halkın örgütlülüğüdür.

Sistem, halkı tamamen siyasal, toplumsal, ekonomik tüm karar mekanizmalarının dışına atıp tüm kararları tek bir kişinin uhdesine geçirmek üzere yeniden kurulurken, halkın ve emeğin örgütsüzleştirilmesi bu programın temel ayağıdır.

Halkevleri, bu nedenle bir halk örgütü olarak iktidarın hedefindedir. İktidar da bilmektedir ki “kamu yararı” ancak örgütlü savunulur, örgütle savunulur. Savunmaya devam edeceğiz.

Halkevleri, ne emperyalizme ne sermayeye ne devlete; ne de paraya pula bağımlı değildir. İktidarın, sermayenin her tür baskının karşısında halkın bağımsız çıkarlarını savunacağız, halkın dayanışmayla, özgürce ve mutlulukla içinde var olduğu, haklarını savunduğu bir halk örgütü olmaya devam edeceğiz.

“Vardık, varız, var olacağız”.

Halkevleri
Devamı

İoanna Kuçuradi : 2018 Dünya Felsefe Günü Mesajı

Türkiye Felsefe Kurumu Başkanı İoanna Kuçuradi'den 2018 Dünya Felsefe Günü Mesajı


Geçirdiğimiz yılda ülkemizde ve dünyada olan bitenlere bakarken, “insan olma”dan uzaklaşmaya teşvik eden yaklaşımların yayılması, “insan ötesi” (transhuman) olan hakkında yazılanların çoğalması, “herşeye kadir” robotların övgüleriyle çocuklarımızın beyinlerinin yıkanması karşısında, sık sık, öğretmen olmanın sorumluluğu, özellikle de felsefe öğretmeni olmanın sorumluluğu üzerine bir defa daha eğilme gerekliliğini duydum.
Hergün televizyon ekranlarında, yanlış teşhisten ya da ihmalden dolayı ölen insanlarımızı, yıkılan duvarların ve çöken zeminlerin altında ezilen insanlarımızı, yeraltında ve yerüstünde çeşitli ihmallerden dolayı ölen insanlarımızı ve daha nice nice bu tür olayları gördükçe; bunların azalmasına katkıda bulunabilecek her düzeydeki eğitimin niteliğinin yükselmesi için yapılması gerekenlerin gerçekleşmesini fazla etkileyemiyorsak da, yine de, bu istenmeyen olayların azalması için felsefe öğretmenleri olarak bizlerin yapabilecekleri üzerine düşünmemiz yararlı olur diye düşündüm.

Yapabileceklerimiz arasında, öğrencilerimize önce insan olma sorumluluğunun ne olduğunu göstermek, sonra da mesleklerimizin bize yüklediği sorumluluğun nasıl taşınabileceğini örneklendirmektir. İşbaşında bir şeyi bilmediğini gören bir insan, işinden sorumlu olduğunun farkındaysa, onu öğrenmek ister.

Bu sorumlulukların farkına varmanın/vardırmanın tek yolu yoktur. Bu yollar üzerinde bir çalışma yapmamıza var mısınız?
Bu düşüncelerle, değerli meslekdaşlarım, sizlerin ve felsefe bilgisinin yaşamımız için öneminin farkında olan herkesin Felsefe Gününü kutlarım.
Devamı

Basın Meslek Örgütlerinden Açıklama

Basın Meslek Örgütlerinden Açıklamalarını olduğu gibi yayımlıyoruz.


DİSK Basın-İş: " Sarı basın kartı gazetecilik ruhsatı değildir "


Rejim değişikliğinin ardından Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü de Saray’a bağlanarak Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’na bağlandı. Artık sarı basın kartları bu başkanlık tarafından dağıtılacak.

Bugün (14 Aralık 2018) Resmi Gazete’de Cumhurbaşkanı Erdoğan imzasıyla yayınlanan genelgeyle Sarı Basın Kartı Yönetmeliği de değişti. Yönetmelikten anladığımız, bundan sonra sadece Saray’ın gazetecilerine sarı basın kartı verileceği.

Uzun bir süredir sarı basın kartı konusunda keyfi davranılıyordu. Birçok meslektaşımızın kartları keyfi olarak iptal edildi. Bu keyfiyet artarak sürecek.

DİSK Basın-İş olarak iktidar tarafından dağıtılan sarı basın kartlarını gazetecilik ruhsatı olarak hiçbir zaman görmedik. Bundan sonra da görmeyeceğiz.

Gazetecilere ve meslek örgütlerine önerimiz şudur: Meslek örgütleri birlikte ilkeler belirlemeli ve bir komisyon oluşturmalı. Basın kartları bu komisyon tarafından verilmeli. DİSK Basın-İş olarak böyle bir komisyonun kurulmasında aktif olarak yer alacağımızı duyururuz.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti: " Yeni Basın Kartı Yönetmeliği şimdiye kadar yayınlanan yönetmeliklerin gerisinde kalmıştır "


Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu, 14 Aralık 2018 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan Basın Kartları Yönetmeliği ile ilgili bir açıklama yaptı. Açıklamada şu görüşler yer aldı:

“Gazetecilik doğası gereği halkın haber alma, bilgi edinme ve gerçekleri öğrenme hakkı için hizmet veren bir meslektir. Eleştirisel gazetecilik de bu nedenle iktidarlar tarafından tarih boyunca kontrol altında tutulmaya çalışılmıştır.

Ancak Türkiye’de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği bir ortamda, her gazeteci kendini mahkeme karşısında bulabilmekte ve hüküm giyebilmektedir. Bu açıdan yönetmelikle getirilen yeni düzenlemeler, gazetecilik mesleğine yeni bir darbedir. Basın Kartı Komisyonu oluşumu da demokratik değildir.

1947 yılından günümüze kadar 13 kez Basın Kartı Yönetmeliği çıkarılmıştır. 14.12.2018 tarihinde 14. Basın Kartı Yönetmeliği Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu yönetmelik bugüne kadar çıkarılan tüm yönetmeliklerin gerisinde kalmıştır. Yeni yönetmelikle yapılan düzenlemeler, gazetecilik mesleği açısından önemli sakıncalar içermektedir.

Yönetmeliğin ‘Basın Kartı verilecek kişilerde aranan şartlar’ başlığına iki önemli koşul konulmuştur.

Yönetmeliğin 6. Maddesi’yle;

Basın kartı almak için 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 3. maddesinde sayılan terör suçları ve 4. maddesinde sayılan terör amacı ile işlenen suçlardan hüküm giymemiş olmak şartı getirilmiştir.

Aynı madde ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda kamu barışına karşı suçlar kapsamında hüküm giymiş gazetecilerin kart alması mümkün değildir.

‘Suç işlemeye tahrik, suç ve suçluyu övme, halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçlarından hüküm giymemiş olmak, milli savunmaya karşı suçlar ile devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçlarından hüküm giymemiş olmak’ koşulu getirilmiştir.

Bu bağlamda anılan maddelerin yoruma açık olması haber için koşuşturan her gazetecinin kartının iptal edilmesi anlamına gelebilir.

Ayrıca daha önceki yönetmeliklerde olduğu gibi, bu yönetmelikle de gazeteci olmayan hukuk müşavirlerine ve bürokratlara da basın kartı verilmesini doğru bulmuyoruz.

BASIN KARTI KOMİSYONU’NUN OLUŞUMU DEMOKRATİK DEĞİLDİR

Komisyonun oluşumunu düzenleyen 19. Madde önceki Yönetmelik hükümlerinden de geri bir düzenlemedir. Komisyon üye sayısı 15’den dokuza düşürülmüştür. Komisyonun neticede sadece İletişim Başkanlığı tarafından oluşturulmasını doğru bulmuyoruz.

Umuyoruz ki, bu yeni düzenlemede komisyon oluşumunda meslek ilkeleri göz önünde tutularak eşitlikçi bir yaklaşım sergilenir.

YÖNETMELİKLE GETİRİLEN ÖNEMLİ YENİLİKLER

Yönetmelikle dijital ortamlarda basın-yayın faaliyeti yürüten çalışanların medya mensubu tanımı kapsamı içine alınması olumludur. Yönetmelikteki bir başka olumlu yenilik de 6. Maddede cinsel dokunulmazlığa karşı suçlardan hüküm giyenlerin basın kartı almasının engellenmesidir. Bunu da memnuniyetle karşılıyoruz.”

Çağdaş Gazeteciler Derneği: "Gazeteciler sarayın memuruna dönüştürülmek isteniyor, reddediyoruz! "


Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’nün (BYEGM) 703 sayılı KHK ile kapatılarak Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’na dönüştürülmesinin ardından Basın Kartı Yönetmeliği de değiştirilmiş ve yeni yönetmelik bugün Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Daha önce de kabul edilemez şekilde dizayn edilen yönetmelik yeni düzenlemelerin ardından tam bir fecaat halini almıştır.

Söz konusu yönetmeliğin sadece adında ‘basın’ ifadesini taşıdığı söylenebilir. Düşünce ve ifade özgürlüğünün gazetecilik mesleğinin vazgeçilmezi olduğunu bilmeyenlerin kaleminden çıktığı anlaşılan yönetmelik, gazeteciliği Resmi Gazete yayıncılığına, gazeteciyi de memura dönüştürmek istemektedir. Sorusu, sorgulaması; ‘ne’, ‘nerede’, ‘ne zaman’, ‘nasıl’ ve ‘neden’ ile ‘kim’ temelindeki merakıyla var olan mesleğimizi, uzun zamandır uygulanan baskılarla sindirmeye çalışanlar, anlaşılan bunu başaramayacaklarını görünce kafalarındaki memurluğu gazetecilik diye mevzuata işlemeye uğramışlar. Ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, gazetecilik mevzuatlardan dayanak alınarak yapılan bir meslek olmadığı gibi tam tersine mevzuatlara rağmen yapılan, evrensel ilkeleri olan bir meslektir ve öyle kalacaktır. Ki bu tür sınırlandırma ve baskılara karşı durdukça gazetecilik var olacaktır.

Aynı yasakçı zihniyetin yönetmelikte dikkat çeken bir başka yansıması ise, gazeteciliği ‘terör faaliyeti’ ile eşdeğer tutma çabasıdır. Basın kartı alabilme ya da kartın iptali kriterleri arasına Terörle Mücadele Yasası’ndaki çeşitli hükümler serpiştirilerek, tutuklu gazetecilere oyun oynanmakta ve ‘onlar gazeteci değil terörist’ algısı oluşturulmak istenmektedir. Birçok meslektaşımızın hukuki dayanaktan yoksun delillerle bu suçlamaya maruz kaldığı ve cezaevinde tutulduğunu göz önünde bulundurduğumuzda bu düzenlemeyle AKP, baskıcı, otoriter, temel özgürlükleri yok sayan yeni rejim özlemini mevzuatlarla meşrulaştırmaya çalışmaktadır.

Yönetmelikte gazeteciler üzerinde yargısal kararlara dayalı olanların yanısıra hiçbir yargı kararına dayanmayan baskı unsurları da yer almaktadır. "Milli güvenlik ya da kamu düzenine aykırı davranışlarda bulunmak veya bu davranışları alışkanlık haline getirmek," basın kartının iptal edilme sebepleri arasında sayılmıştır. Yönetmeliğin bu bölümü, gazeteciler üzerinde ‘Demokles’in kılıcı’ misali bir tehdit unsuru oluşturmayı amaçlamaktadır. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı'nın, haklarında hiçbir yargı kararı olmasa dahi gazetecilerin basın kartını keyfine göre iptal edebileceği ve bu sebeple basın kartı iptal edilen gazetecinin basın kartı başvurusu yapma hakkının ömür boyu elinden alınacağı anlaşılmaktadır.

Söz konusu yönetmeliğin Anayasa ve yasalara aykırı olduğu tartışmasız ortadadır ve bu gerçeğe dayalı olarak gerekli hukuki değerlendirmeleri de yapıp yasal haklarımızı kullanma yoluna gideceğiz. Başta siyasi iktidarlar olmak üzere güç odaklarıyla karşı karşı gelmeyi göz önüne almak pahasına yaptığımız mesleğimizi, basın ve ifade özgürlüğü karşıtı bu ve benzeri düzenlemelere karşı savunmaya devam edeceğimizden kimsenin kuşkusu olmasın.

Çağdaş Gazeteciler Derneği Yönetim Kurulu
Devamı

Ulus’taki Atatürk Heykeli bugün akşamda aydınlatılmaz ise 9 Kasım'da biz gereğini yapacağız”

Cumhuriyet değerlerini ve Cumhuriyet hafızasını silmeye çalışanlara karşı yılmadan mücadele eden Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Ulus’taki Atatürk anıtının hala aydınlatılmadığını bildirdi. Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan yetkilileri “Cumhuriyet’in kurulduğu Ankara’da, bu ülkeyi kuran Mustafa Kemal Atatürk’ün 10 Kasım yaklaşırken Ulus’taki Atatürk Heykeli’nin hala karanlıkta olması büyük bir utançtır. Atatürk Heykelinin bugün akşam aydınlatılıp aydınlatılmadığı takip edeceğiz. Bugünde aydınlatılmazsa 9 Kasımda halkımızla birlikte biz gereğini yapacağız. 10 Kasım’a karartılmış bir anıtla girmek istemiyoruz” diyerek uyardı.


Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, “Ulus’taki Atatürk Anıtı’nın karartılarak görünmez hale getirildiğini gündeme taşıdık ve kamuoyunda büyük tepki topladı. Ancak Atatürk heykeline yönelik karartma, devam ediyor. Milli Mücadele'yi simgeleyen Zafer Anıtı'ndaki projektörler sadece kaideyi aydınlatıyor. At üzerindeki Atatürk heykeli ise hâlâ karanlıkta. Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün 80. Ölüm yıl dönümü yaklaşırken, Ulus’taki Atatürk Heykeli’nin Cumhuriyet’in kurulduğu Ankara’da hala karanlıkta olması büyük bir utançtır. Bunu kabul etmeyeceğiz” dedi.

Daha önce Atatürk Anıtı'nın hak ettiği görüntüye kavuşması için Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere tüm kurumları göreve davet ettiklerini hatırlatan, Candan, “Atatürk Heykeli bugün akşamda aydınlatılmazsa 9 Kasımda halkla birlikte biz gereğini yapacağız” dedi.

Atatürk anıtının gece görünürlüğünü sağlamak üzere ya görevlerinizi yerine getirin, ya da oturduğunuz koltukları terk edin

Candan, sözlerine şöyle devam etti:
Cumhuriyetin temsil aksı üzerindeki temsil mekânları ve anıtları üzerinden yürütülen siyasal hesaplaşma devam ediyor. Daha önce kirli ve kuş istilası altında olan Atatürk Heykeli'nin bakımsızlığını gündeme taşımıştık. Şimdide tamamen görünmez hale getirmek için akşamları kaideyi aydınlatıp Atatürk heykelini ve anıtını karanlıkta bırakıyorlar. Akşamları çevredeki bina aydınlatmalarıyla ise heykelin hafızalardan silmeye çalışıyorlar. Türkiye’nin her yerinde Atatürk heykelleri özel bir çaba ile aydınlatır. Ne yaparsanız yapın Cumhuriyet hafızasını silemeyeceksiniz aydınlığı karanlıkla yenemeyeceksiniz. Atatürk anıtının gece görünürlüğünü sağlamak üzere ya görevlerinizi yerine getirin, ya da oturduğunuz koltukları terk edin” dedi.

İtibarsızlaştırmaya ve varlığını gölgelemeye çalışıyorlar

Candan, sözlerine şöyle devam etti:
Atatürk ve simgesel figürleri ile birlikte üzerindeki günü tarifleyen sözlerle, sanat ve tarihi değeri büyük olan kabartmaların bulunduğu mermer kaide üzerinde, bronz heykel ve konumlandığı meydan, güvercinlerin yemleme alanı haline getirilmiş. Ankara’da Cumhuriyetin temsil aksı üzerindeki temsil mekânları ve anıtları üzerinden yürütülen siyasal hesaplaşmanın bir sonucu olarak karşımıza çıkan Atatürk Heykeline yönelik bu müdahalelerle kendilerince itibarsızlaştırmaya ve varlığını gölgelemeye çalışıyorlar. Atatürk Heykeline saygısızlıkta sınır tanımayanlara karşı mücadelemiz devam edecek.’’

Candan, Başkent’in Cumhuriyet’in kurucu değerlerinin simgesi Atatürk Anıtı hakkında şu bilgileri verdi:
Halkın maddi katkılarıyla yaptırılmış, anıtın yaptırılması için tüm yurt çapında bir kampanya başlatılmış ve kampanya dahilinde açılan yarışmayı yürütmek üzere bir yurttaş komitesi kurulmuştur. Yarışma sonucunda Avusturyalı heykeltraş Heinrich Krippel’in projesi kabul edilmiş ve yapımına başlanılmıştır. Heykel 24 Kasım 1927 tarihinde yapılan bir törenle açılmış olması ile taşıdığı belde değerinin yan ısıra anıtın sanatsal özelliklerine bakıldığında ise; heykel grubu olarak tasarlanmış ve tamamlanmış olması ile de yüksek sanat değeri taşımaktadır. Ayrıca esas vurgulayıcı olan, halkın Kurtuluş Savaşı’nda gösterdiği birlik beraberlik sonucu ortaya çıkan başarının temsiliyetindeki yüksek anlatımı ifade eder.’’

TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi Basın Birimi
Devamı

TMMOB 44. DÖNEM II. DANIŞMA KURULU'NDA MÜHENDİS, MİMAR, ŞEHİR PLANCILARI "HAYIR" DEDİ


Yazar:TMMOB
11.02.2017









İMO Teoman Öztürk Toplantı salonunda 11 Şubat 2017 tarihinde gerçekleştirilen TMMOB 44. Dönem II. Danışma Kurulu'nda üyeler 12.00'de yapılan basın açıklamasıyla anayasa referandumunda "HAYIR" diyeceklerini kamuoyu ile paylaştı.












TMMOB 44. Dönem II. Danışma Kurulu 11 Şubat 2017 tarihinde İMO Teoman Öztürk Toplantı salonunda gerçekleştirildi. Anayasa değişikliği ve referandum gündemiyle toplanan Kurul, Referandum süreci boyunca ülkenin dört bir yanında TMMOB'nin tüm birimlerinin çalışması ile hayata geçirilecek olan TMMOB Hayır Programına son halini verdi.


Saat 12.00'de Danışma Kurulu tüm üyeleriyle bir basın toplantısı gerçekleştirdi.


Basin açıklamasını TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz okudu. Basın açıklamasının tam metni şöyle;


Anayasa Değişikliği Referandumunda,


Ülkemiz, Halkımız, Cumhuriyet, Demokrasi, Laiklik İçin,


Meslek Alanlarımız ve Meslek Örgütlülüklerimiz İçin “Hayır” Diyeceğiz


Bağlı 24 Odası ve yarım milyonu aşan mimar, mühendis, şehir plancısı üyesi bulunan Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 44. Dönem İkinci Danışma Kurulu’nu, 11 Şubat 2017 Cumartesi günü, “Anayasa Değişikliği ve Referandum Süreci” gündemi ile Ankara’da toplamıştır.


Danışma Kurulumuz, OHAL Kararnamelerinin Anayasa, Meclis ve yargının üstünde fiili bir konum edindiği, toplumsal muhalefetin baskı ve şiddetle sindirilmeye çalışıldığı, basın-yayın organlarının, derneklerin kapatıldığı, gazetecilerin, belediye başkanlarının, milletvekillerinin cezaevlerine kapatıldığı, aralarında yöneticilerimizin ve üyelerimizin de bulunduğu ilerici, demokrat kamu çalışanlarının, ülkemizin beyinleri olan öğretim görevlilerinin bütün özlük hakları ellerinden alınarak işten atıldığı koşullarda toplanmıştır. 


Danışma Kurulumuz, ülkemizin içinde bulunduğu süreci; Saray-AKP iktidarının siyasal sistem ve rejim değişimini, Anayasa ve hukuk ihlalleriyle, ülkemizi ve halkımızı kaosa, krize, çatışmalara yönlendirdiği bir süreç olarak değerlendirmektedir. 


İçinde bulunduğumuz anayasa değişikliği referandum süreci, dünyadaki ve Türkiye’deki anayasa yapım süreçlerinden, anayasal gelenek ve birikimlerden, anayasal devlet anlayışından tamamen kopuktur.


Sistem-rejim değişimini içeren anayasalar, belirli bir toplumsal meşruiyeti temsil eden Kurucu Meclisler tarafından yapılır. Önümüzdeki değişiklik istemi ise, böylesi bir toplumsal taban meşruiyetinden tamamen yoksundur.


İktidarların yetkilerinin sınırlandırılması, egemenliğin kayıtsız koşulsuz halkta/ulusta olması ve kişi ya da kişiler tarafından değil seçimler ve temsil esaslı organlar ve kurullar tarafından, dahası yasama-yargı-yürütme erklerinin kuvvetler ayrılığı ilkesi içinde kullanılması gerekliliklerinden yoksundur.


Bu teklif çoğunluğu elinde bulundurduğunu düşünen iktidar partisinin rejim değişikliği ve tek kişi diktasını dayatmaktadır. Partili Cumhurbaşkanı tarafından belirlenen kişilerin milletvekili, bakan, Cumhurbaşkanı yardımcısı olacağı, Cumhurbaşkanına Meclisi feshetme, bütçe hazırlama, kararname çıkarma, HSK ve AYM üyelerini, büyükelçileri, üst düzey kamu yöneticilerini atama, milli güvenlik politikalarını belirleme yetkisi tanıyan anayasa değişikliği teklifi, özetle bir dikta rejimi getirecektir.


Yürütme güçlerinin tek kişide toplanmasının, uzak tarihteki örnekleri mutlakiyetçi, otokratik rejimler; yakın tarihteki örnekleri ise faşist rejimler olmuştur.


Hazırlık sürecinde halkın, anayasa hukukçularının, baroların, üniversitelerin, özerk meslek kuruluşları ve demokratik kitle örgütlerinin görüşü alınmamış, oylanması sırasında Meclis İç Tüzüğü’ndeki gizli oy esası açıkça ihlal edilmiştir.


Ülkemizde OHAL koşullarında Anayasa değişikliği ilk kez yaşanmamaktadır. 1982 Anayasası da benzer şekilde sıkıyönetim koşullarında hazırlanmış ve halkoyuna sunulmuştur. yüzde 92’lik bir oran ile çoğunluğun onayladığı 82 anayasası temel hak ve özgürlüklerin yok edildiği bir baskı döneminde kabul ettirildiğinden dolayı toplum nezdinde hiçbir zaman meşruiyet kazanamamıştır.


Gelecek kuşakların iradesini ipotek altına alacak ve Türkiye’nin kaderini belirleyecek bu Anayasa değişikliği teklifi, yürürlükteki Anayasa’nın büyük ölçüde askıya alındığı, özgürlüklerin yasaklandığı ve fiilen kullanılamadığı, toplumsal kutuplaşmanın tırmandırıldığı ortam ve koşullarda referanduma sunulmaktadır.


Görsel ve yazılı basın denetim altındadır. İletişim özgürlüğü temelinde örgütlenmesi ve hizmet vermesi gereken medya, yalnızca anayasa değişikliği lehine olan görüşlere hizmet vermek üzere seferber edilmektedir. Muhalefet partileri, medyada sınırlı olarak yer alabilmekte; hukukçular ve demokratik kitle örgütleri ise fikirlerini açıklayacak bir zemin bulamamakta, ancak alternatif görüşlerin eşit şartlarda ifade edilemediği zeminlerde cılız bir sesle görüşlerini ifade etmeye çalışmaktadır.


İki gün önce yayımlanan kararname ile Yüksek Seçim Kurulu'nun özel radyo ve televizyonlara yönelik denetim yetkisi kaldırılmıştır. Buna göre, Yüksek Seçim Kurulu (YSK), özel TV ve radyolara, eşitlik ilkesini de içeren esaslara aykırı yayın yapması halinde yayın durdurma ve para cezası veremeyecektir.


Referandum, yurttaşlara sunulan seçeneklerin şeffaf ve korkusuz bir biçimde tartışılabilmesini ve tercihlerin serbestçe dillendirilebilmesini gerektirir. Ancak daha ilk günden kampanyaların toplumsal kutuplaşmayı artıracak bir üslupla yürütüleceğinin sinyalleri verilmektedir. Daha ilk günden tercihini “HAYIR” yönünde kullanacak vatandaşlar vatan haini, terörist gibi yaftalamalara maruz bırakılmıştır.


Bu koşullarda yapılacak anayasa değişikliğinin bir meşruiyet sorunu yaşaması kaçınılmazdır.


Sonuç olarak, Danışma Kurulumuz, yurttaşlık sorumluluklarımızın ve kamusal, toplumsal sorumluluklarımızın bir gereği olarak, referandumda “HAYIR” tutumunun benimsenmesini tam bir görüş ve oy birliğiyle karar altına almıştır.


Bu ülkenin mühendis, mimar ve şehir plancıları; piyasacı, emek ve doğa düşmanı, laiklik karşıtı düzeni kalıcılaştırılacağı; fiili olarak uygulanan dinci-mezhepçi dikta rejimine yasal statü kazandıracağı; bağımsızlık, cumhuriyet, demokrasi, laiklik bütünlüğüne darbe vuracağı; parlamenter demokrasiyi, yasama, yargı, yürütme erkleri arasındaki denge, fren, denetleme mekanizmalarını, Meclisin yasamaya dair tek ve en üst yetkili organ olma özelliğini, bağımsız yargının varlık koşullarını ortadan kaldıracağı için Anayasa değişikliği teklifine “hayır” demektedir.


Sadece üyelerimizi değil tüm halkımızı, eşit, özgür, demokratik ve barışçıl bir ortamda birlikte yaşamı savunan her bir bireyi, ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ TEKLİFİNİ REDDETMEYE VE REFERANDUMDA TERCİHİNİ HAYIR’DAN YANA KULLANMAYA ÇAĞIRIYORUZ.







Devamı

Dünya Madenciler Günü

Hayat denilen kavgaya girdik.
Çelik adımlarla yürüyoruz.
Biz bu karanlık yolun sonunda,
Doğacak güneşi görüyoruz.


İşte yeni dünya düzeni, bu düzeninin fıtratında anaları çocukları ağlatmak var. Karaman‘ın Ermenek ilçesinde yaşanan maden faciasında yetim kalan 10 yaşındaki Hanife‘nin sözleri "Keşke toprağın altında ben kalsaydım. BabasıTMMOB Maden Mühendisleri Odasız hiç durulmuyor. Kimin arkasında gezeceğim belli değil" sözleri yürek dağladı. Yine "Oğlum yüzme de bilmezdi, suyun içinde ne yaptı?" diyen Maden şehidi Tezcan Gökçe`nin annesinin bu sözü kalplerimizi derinden yaraladı. Ve tabi Soma, Kozlu, Karadon, Armutçuk başta olmak üzere Zonguldak, Yozgat Sorgun, Kütahya Gediz, Kastamonu Küre, Balıkesir Dursunbey, Bursa Mustafa Kemalpaşa ve daha nicelerinde yitirdiğimiz meslektaşlarımızı ve maden emekçilerini unutmadık unutturmayacağız da.
2014 ve 2015 yıllarını kapsayan 44. Dönem, Odamız tarihine acılarla dolu bir dönem olarak geçecek ve anılacaktır. 13 Mayıs 2014te Somada aralarında 5 maden mühendisi meslektaşımızın da bulunduğu 301, 28 Ekim 2014 tarihinde Ermenek`te 18 maden emekçisi yaşamını kaybetmiştir. Ayrıca 04 Ekim 2015 tarihinde Odamız 41. Dönem yönetim kurulu üyemiz sevgili Mehmet Güler bir trafik kazası, Odamız İzmir Şube Başkanı Muhammed Yıldız ise 13 Ekim 2015 tarihinde geçirmiş olduğu kalp krizi sonucu yaşamlarını kaybetmişlerdir.
Felaketler ve acılar bunlarla da sınırlı kalmamış, 7 Haziran seçimleri sonrasında yaşanan çatışma ortamında yüzlerce vatandaşımız yaşamını kaybederken 10 Ekim 2015 tarihinde ülkemiz tarihinin en büyük katliamı Ankarada yaşanmış ve 103 arkadaşımız, dostumuz, yoldaşımız katledilmiştir. Diyarbakır, Suruç, Lübnan, Ankara ve Pariste yüzlerce insanın ölümü ile sonuçlanan katliamlar tüm insanlığın vicdanını yaralamış ve geleceğe dair endişelerin artmasına neden olmuştur. Sevgiyi, barışı, dostluğu ve adaleti katleden her türlü terörü kınadığımızı belirtmek istiyorum.
Devamı

Antalya G20’ye karşı ayakta: ‘Katil G20 defol’

Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri ‘Katil, sömürgeci, emperyalist savaş örgütü G20 defol’ diyerek Cumhuriyet Meydanı’na yürüdü. Meydandaki açıklamaya polis saldırırken, Halkevleri, Öğrenci Kolektifleri ve Liseli Genç Umut ‘Emperyalist suç örgütü G20 dağıtılacak’ diyerek polis barikatını aştı ve açıklama yaptı.
Devamı

Sanatçılardan Levent Üzümcü’ye destek

Levent Üzümcü’nün İstanbul Şehir Tiyatroları’ndan ihraç edilmesi oyuncu arkadaşları tarafından yapılan basın açıklamasıyla kınandı.
Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde Levent Üzümcü’ye destek açıklaması yapıldı. Açıklamayı yapan Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Erhan Yazıcıoğlu, tiyatroda kalıp mücadeleye devam edeceklerini söyledi.
Toplantıda yapılan açıklamanın tam metni şöyle:
Devamı

DÜNYADA SU, EN BÜYÜK ORANDA ÜRETİMDE TÜKETİLİYOR


- 1 Hamburger üretimi için 4 lt,
- 4 Adet otomobil lastiği üretimi için 7500 ton,
- 1 Otomobil üretmek için 150 ton,
- 1 Ton çelik üretmek için 240 ton,
- 1 Fıçı bira elde etmek için (arpanın yıkanmasından başlayıp bira haline getirilmesine kadar) 5600 lt,


Ayrıca okumak için:
[su_lightbox src="https://netiztv1.files.wordpress.com/2019/06/2c153160fde18a0_ek.pdf"]Su Nedir ?[/su_lightbox]
[su_lightbox src="https://netiztv1.files.wordpress.com/2019/06/a51645e378e1c0e_ek.pdf"]DÜNYA SU FORUMLARI VE SUYUN ÖZELLEŞTİRİLMESİ[/su_lightbox]


- 1 Kutu meyve veya sebze konservesi elde etmek için 35 lt,
- 1 Kg kumaş için (baskılı boya yapılıyorsa) 200 lt,
- 1 Kg kumaş için (baskısız boya yapılıyorsa ) 120 lt,
- 1 Satranç tahtası üretmek için 16 lt,
- 450 Gram plastik üretmek için 90 lt,
- 450 Gram pamuk ya da yün üretimi için 381 lt,
- 1 Varil ham petrolü rafine etmek için 7 ton su kullanılmaktadır

TMMOB, 2009


 


Devamı

ULUSAL İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ KONSEYİ TOPLANDI

Yazar ttb.org.tr   

ulsmnst-2008-07-12Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi, 7 Temmuz günü emek ve meslek örgütleri, işveren örgütleri ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yetkililerinin katılımıyla toplandı...


Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi toplantısı, Konsey Başkanı Çalışma Bakanlığı Müsteşarı Ahmet Erdem’in daveti ile olağanüstü toplandı. Toplantının ağırlıklı gündemi bir süredir alt komisyon çalışmaları süren “İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Taslağı”nın değerlendirilmesi idi.
Devamı

SSGSS'YE KARŞI İŞÇİ SINIFI VE HALK ALANLARI VE SOKAKLARI TERKETMİYOR


Yazar sendika.org   

SSGSS'ye karşı emekçiler alanları terk etmiyor






DİSK, KESK, TMMOB, TTB ve TDB, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasa Tasarısı'na karşı başlattıkları eylem planı çerçevesinde bugün yeniden alanlara çıktı

Devamı

MADEN KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK TEKLİFİ MECLİSTE


Yazar Maden Mühendisleri Odası

Meclise sunulmuş olan Maden Kanunu Değişiklik teklifi ile, I. Grup madenler ve mıcır ile kaba inşaat, baraj, gölet, liman, yol gibi yapılarda kullanılmakla sınırlı olmak kaydıyla diğer gruplardaki maden alanlarının il özel idarelerince ihale edilerek işletme ruhsatı verileceği hükmü getirilmektedir.
Ayrıca, Müracaatların, 1/25.000 ölçekli topografik harita koordinatları esas alınarak tespit edilen noktalarla sınırlandırılmış alanlar için I. Grup madenler ve mıcır ile kaba inşaat, baraj, gölet, liman, yol gibi yapılarda
Devamı

ÇEVRE MÜHENDİSLERİ ODASI: 2007 SU RAPORU


Yazar Çevre Mühendisleri Odası


Yaşamın temelini oluşturan ve devamını sağlayan, kültürlere biçim veren, tarih boyunca uygarlıkların kaderini belirleyen su vazgeçilmez bir değerdir. Yeryüzündeki miktarının zamanın başlangıcından beri artmadığı göz önüne alındığında sınırlı ancak yenilenebilir bir özelliğe sahip suyun sosyal, ekonomik ve ekolojik yaşam için önemi tartışılmazdır.
Devamı

GÖKHAN GÜNAYDIN: ÇOK ULUSLU ŞİRKETLERE 'SELAM'; ŞEKER PANCARI ÜRETİCİLERİNİ MAĞDUR ETMEYE DEVAM!..

Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 10'unun doğrudan geçim kaynağını oluşturan şeker pancarı konusunda vahim gelişmeler yaşanmaktadır. Girdi fiyatları ve enflasyonun sürekli artmasına karşın, şeker pancarı fiyatının, 2006'da uygulanan kilogram başına 9.9 Ykr'lik rakamın bile gerisinde kalacak şekilde 8.9 Ykr olarak açıklanması, sektörde hayal kırıklığı yaratmıştır.
Devamı

ZİRAATÇILAR DERNEĞİ BAŞKANI İBRAHİM YETKİN İLE SÖYLEŞİ

Yazar: Oktay Güney



1. Bugün Türk tarımının yapısal sorunları kısaca nelerdir?
[caption id="attachment_9933" align="alignright" width="300"]İbrahim Yetkin ile görüştü:"IMF programının tarım sektörüne tahribatı çok büyük" İbrahim Yetkin ile görüştü:"IMF programının tarım sektörüne tahribatı çok büyük"[/caption]

Türk tarımının bugünkü yapısal sorunlarını anlayabilmek için 1980 sonrasında yaşanan gelişmelere bir göz atmak gerekir. Çünkü 1980 sonrası Türk tarımı açısından bir dönüm noktasıdır ve 24 Aralık 1979 tarihinde alınan istikrar önlemleri bu dönemin başlangıcını oluşturur.

1980 sonrasında yapılmak istenen, uzun yıllar tam olmasa da kendine oldukça yeterli olan tarım kesimini tam olarak dünya pazarlarına açmak ve gelişmiş ülkelerin ekonomik yapılarının bir uzantısı haline getirmekti.

Bu dönemde, Avrupa ülkeleri başta olmak üzere eskiden tarımsal hammadde ya da gıda maddeleri ithal eden gelişmiş ülkeler, tarımsal açıdan ihracatçı ülkeler haline dönüşmüşlerdi. Avrupa pazarının doyması dünyanın en büyük tarımsal üreticilerinden biri olan ABD’yi de yeni tarımsal pazarlar aramaya yöneltmişti.

Bu durumda, gelişmiş ülkelerin etki alanına girmiş olan Türkiye’nin artık tarımsal üretimini geliştirecek politikalara bir nokta koyması, giderek tarımsal üretimden vazgeçip “ithalatçı ülke” konumuna gelmesi gerekiyordu.

Ancak bu kolay bir iş değildi.

Bunun için öncelikle “korumacı” tarımsal yapının dönüştürülmesi, mevcut destekleme politikalarının değiştirilmesi, piyasayı düzenleyen ve çiftçinin ürününü değerlendiren kurumların dağıtılması ve yok edilmesi gerekiyordu.

Devamı