VATAN POSTASI ☰ Bölümler

Halkevleri'nin “kamuya yararlı dernek” statüsü kaldırıldı

Halkevleri’nin 87. yaşını ülkenin dört bir yanında kutlamaya hazırlandığı bu günlerde, 28 Aralık günü Halkevleri’ne ulaşan tebligat ile öğrendiler.  Halkevleri'nin yaptığı açıklamayı olduğu gibi yayınlıyoruz.


“Bir kez daha” diyoruz çünkü 1961 yılından itibaren “kamuya yararlı dernek” olan örgütümüzün bu statüsü, 2011 yılında AKP tarafından bakanlar kurulu kararı ile kaldırılmıştı. Açtığımız davada, Halkevleri’nin tüm çalışmalarının “kamu yararı”na olduğu ve Halkevleri’nin asıl olarak üye aidatlarından oluşan tüm bütçesinin bu faaliyetler yararına sevk edildiği ispatlanmış ve Danıştay 10. Dairesi’nin kararı ile 2015 yılında bu statü yeniden kazanıldı.
Dönemin Başbakanlığı ve İçişleri Bakanlığı tarafından bu karar, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na (DİDDK) temyiz incelemesi için itiraz edilerek gönderilmiş, aradan geçen üç yılın ardından, Danıştay Başkanvekilliği’ne 2 Ekim 2018 tarihinde Hasan Güzeler’in seçilmesinden tam üç gün sonra İçişleri Bakanlığı’nın “dosyanın kamu güvenliği sebebiyle öne alınması” talebi dosyaya girmiş ve DİDDK hukuksuz ve gerekçesiz bir biçimde Danıştay 10. Dairesi’nin Halkevleri’nin kamuya yararlı bir dernek olduğu hükmünü bozmuştur.

İktidar, “kamuyu” dincilik, piyasacılık, milliyetçilik ve bunlarla kaynaşmış bir kadın düşmanlığı temelinde yeniden tanımlamak istemektedir. Eşitlik, toplum, adalet, eşit yurttaşlık, kamu değerleri kavramları tedavülden kaldırılmıştır. Onlar için “kamu yararına” demek “iktidarın ve sermayenin yararına” demektir ve hatta kamu yetkisinden alınan güç her tür özel çıkar için kullanılmaktadır. İktidar, bu yüzden Halkevleri’nin “kamu yararına dernek” statüsü ile barışamamaktadır.

Halkevleri’nin ne tarihinde ne de bugününde en ufak bir kara leke bulamayanlar, bu tarihin ve mücadelesinin meşruluğuna gölge, geri adım attıramayanlar, dava dosyalarına yazacak suçlama bulamayanlar ve giriştikleri her operasyon girişimi ayaklarına dolananlar bir tür itibarsızlaştırma çabası ve saldırı hazırlığının ön adımı olarak “kamu yararına dernek” statüsünü yeniden elimizden almak istemektedir.

Geçtiğimiz yıl Şubat ayında Halkevleri Eş Genel Başkanı Dilşat Aktaş ve MYK üyemiz Kutay Meriç’in de içinde yer aldığı, yönetici ve üyelerimize yönelik hukuksuz gözaltılar, kimi şubelerimizin çocuklara yönelik çalışmalarımız gerekçe gösterilerek mühürlenmek istemesi, geçtiğimiz Ekim ayında Ankara’da 4 şube başkanımızın gözaltına alınması, üyelerimize verilen cezalar, para cezaları iktidarın bir halk örgütü olarak Halkevleri’ne yönelik sistematik saldırısını gözler önüne sermektedir.

Ancak her saldırı girişimleri “Halkevleri memlekettir, memleketi susturamazsınız” diyen halkımız, ülkenin emek ve demokrasi güçleri ve Halkevi üye ve yöneticileri tarafından geri püskürtülmüştür, bundan sonra da püskürtülecektir. Halkevleri, tam da “halkın yararından” başka bir çıkar gütmediği için bu topraklara kök salmıştır, iktidarlar gelip geçer, Halkevleri dimdik ayakta kalır.

İktidarın, örgütümüz Halkevleri’ne yönelik saldırısı “ideolojik”tir.

İktidar ile ilişkili, çoğunluğu dinsel cemaat ve tarikatlerle bağlantılı dernekler, vakıflar kamu kaynakları, arazileri, binaları devredilerek ihya edilirken, tek maddi kaynağı halkın verdiği aidatlar olan, tüm çalışmalarını gönüllü emekle gerçekleştiren Halkevleri, türlü baskılarla karşı karşıya bırakılmaktadır. Çocuklara, kadınlara, yetişkinlere, engellilere, doğanın korunmasına, halkın haklarının savunulmasına yönelik çalışmaları önce engellenip ardından “kamu yararı gözetilmemektedir” denilmekte, faaliyetleri ne kadar para harcadığı ile ölçmeye çalışmaktadır. Açık ki ne iktidarın ülkemize ve topluma verdiği zarar ne de Halkevleri’nin topluma sağladığı yarar parayla ölçülebilir.

İktidarın derdi “kamu yararı” değil, Halkevleri’nin varlığı, 87 yıllık tarihi, programı, temsil ettiği değerler ve bugünkü çalışmaları, mücadelesidir. Eşitlik, özgürlük, laiklik ve kadın özgürlüğünü halk içinde halkla birlikte savunan bir halk örgütü, iktidarın yaratmak istediği toplum için tehlike olarak görülmektedir. İstedikleri biat eden, örgütsüz bir toplumdur.

“Sosyal kültürel iktidar olamadık” diye yakınanlar, Halkevleri’ne saldırırken aynı zamanda bu topraklardaki ilerici kültürel sanatsal birikimin, sol değerlerin en önemli simgelerinden, merkezlerinden birini hedef almaktadır.

Kamuya zararlı olan iktidardır. Halkevleri, 2000’lerde, AKP’nin iktidar olduğu günden itibaren; “kamu” adına ne var ise tahrip ederek uyguladığı neoliberal programa “kamu yararı”nı temel alarak karşı çıkmış, halkın hakları için mücadele etmiştir. Bugün yaşadığımız ekonomik kriz, tahrip edilmiş ülkemiz iktidarın kamuya nasıl zarar verdiğini gözler önüne sermektedir.

Halkevleri, itibarını da gücünü de halktan almaktadır. “Kamu yararına çalışma” ilkesini de ne devlet ne de somut olarak AKP iktidarı bahşetmiştir. Halkevleri, bu ilkeyi programının ve mücadelesinin temel prensibi haline getirmiştir.

Kamu yararına dernek statüsünün yasal olarak devam edip etmemesi, Halkevleri’nin “kamu yararına” halk için halkla birlikte mücadelesini etkilemeyecektir. Ancak; iktidar bu statüyü kaldırmayı bir saldırı aracına dönüştürdüğü, saldırının asıl olarak halkımıza, mücadele tarihine, değerlerimize yapıldığını, amacının halkı örgütsüz kılmak olduğunu çok iyi bildiğimiz içindir ki, “kamu yararına dernek” statümüzü korumak için de sonuna kadar mücadele edeceğiz.

Halkevleri olarak, adalet mücadelesinin de, her koşulda hak aramanın da “kamu yararı” gereği olduğunu bilerek, her tür hukuki mücadeleyi sürdüreceğiz.

Ancak iktidara da hukuksuzluğa da en iyi cevabı; Halkevleri mücadelesini, örgütlülüğünü büyüterek; bu topraklarda yarattığımız her tür ilerici değeri; sanat ve kültürüyle, dayanışması ve insan ilişkisiyle savunarak; eşitliği, özgürlüğü, barışı, laikliği bayrak ederek vereceğiz. Halkevleri, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da hiçbir baskı karşısında geri adım atmayacaktır.

Tüm Halkevi üye ve yöneticilerini, halkımızı, tüm dostlarımızı bu hukuksuzluğa karşı çıkmaya, Halkevleri mücadelesine omuz vermeye, Halkevleri’nin 87. yıldönümü etkinliklerini büyük bir coşku ile örgütlemeye çağırıyoruz.

Alınan bu kararın hukuksuzluğu, karara konu edilen raporları yazan müfettişlerin, kararı alan mahkeme üyelerinin “Halkevleri” karşısında aldıkları tutumun nedenleri hakkında kamuoyunu bilgilendirmeye devam edeceğiz.

Kararın gerekçelerine dair açıklamamızın ayrıntıları şöyledir;

Kamu yararı statümüzün kaldırılması hukuksuzdur

1961 yılından itibaren sahip olduğumuz “kamuya yararlı dernek” statümüz, 50 yıl sonra, AKP’nin Bakanlar kurulu tarafından 04.04.2011 tarih ve 2011/1797 sayılı karar ile kaldırılmış, Halkevleri “Kamu yararına dernek statüsü”nden çıkarılmıştı.

İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişleri ve dernekler denetçileri tarafından düzenli olarak denetlenen derneğimiz hakkında, 2008 ve 2010 yıllarında iktidar emri, cemaat aracılığı ile hazırlanan raporlara dayanarak alınan bu kararda ana gerekçe “derneğin gelirlerinin ve mal varlığının kamuya yararlı dernek statüsü için yeterli görülmemesi” olmuştur.

Aynı süreçte AKP iktidarına siyasi yakınlığı bulunan ve ağırlıklı olarak cemaat örgütlenmesi niteliği taşıyan bir çok dernek ve vakfa "kamuya yararlı dernek" statüsünü cömertçe dağıtan Bakanlar Kurulu'nun bu işlem ve tasarrufuna, aynı zamanda kamuya yararlı faaliyet anlayışını parasal maddi değerlere indirgeyen yönetmelik hükümlerine karşı, Danıştay nezdinde bir iptal davası açtık.

Danıştay 10. Dairesi, 2011/9329 Esas nosu ile yaklaşık 4 yıldır görülmekte olan bu dava sonucunda; 06. 10. 2015 tarihli karar ile Halkevleri'nin kamuya yararlı dernek statüsünden çıkarılmasına ilişkin 04.04.2011 tarih ve 2011/1797 sayılı Bakanlar Kurulu kararını hukuka aykırı bularak oybirliği ile; ayrıca Dernekler Yönetmeliği'nin 49 uncu maddesinin 1 inci fıkrasının (e) ve (d) bentlerini de oy çokluğu ile iptal etmiştir.

Kararın gerekçesinde özetle; Halkevleri'nin kamuya yararlı dernek statüsünden çıkarılmasına ilişkin sunulan gerekçelerin somut ve objektif olmadığı, aksine kişisel görüş ve değerlendirmelere dayandığı, bu gerekçelerin maddi kanıt ve olgularla da ispatlanamadığı, öte yandan derneğin amaç dışı ve/veya yasak faaliyetlerde bulunduğuna dair de her hangi bir yargısal tespit olmadığı dile getirilmiştir. İptal edilen Bakanlar Kurulu kararına dayanak kılınan denetleme raporlarında Halkevleri aleyhinde yer verilen; "Halkevleri'nin toplumsal ve siyasi konularda muhalif bir örgüt olduğu, siyasi ve günlük politikalara dönük faaliyet yürüttüğü, sürekli gösteri ve eylem yaptığı" yolundaki iddialar, bu kapsamda haklı ve hukuki bulunmamış; aksine bizzat bu iddiaların kendisinin siyasi, kişisel, subjektif değerlendirmeler olduğu tespit ve kabul olunmuştur.

Anılan Dernekler Yönetmeliği'nin iptaline dair gerekçelerinde ise Danıştay; üst norm olan 5253 Sayılı Dernekler Kanunu'nda "topluma yararlı sonuçlar verecek faaliyetlerde bulunma" ölçütüyle ele alınan "kamuya yararlı dernek" statüsünün, şimdi idarenin düzenleyici işlemi niteliğindeki bir yönetmelik ile asıl olarak mali ölçütlere, yeterli bir gelire ve mali güce sahip olmaya dayandırılmasını, hukuki ve yerinde görmemiştir.

Devam eden süreçte dönemin Başbakanlığı ve İçişleri Bakanlığınca bu karar Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz incelemesi için itiraz edilerek gönderilmiş, aradan geçen üç yılın ardından İçişleri Bakanlığı’nın talimatı ile dosyanın görüşülmesine öncelik verilmiş, üç üyenin karşı oyu 8 üyenin oyçokluğu ile hiçbir hukuki nitelendirme ve değerlendirme olmaksızın Danıştay 10. Dairesinin kararı bozulmuştur.

Bu aradan geçen üç yılda ülkemizde nelerin değiştiğini uzun uzun anlatmaya gerek yoktur, ancak aynı zamanda bir hukuk kavramı ve hukukun genel ilkelerinden biri olarak “kamu yararı”nı tartışacak, koruyacak, uygulayacak bir hukuk düzleminin kalmadığı açıktır.

İktidarın, örgütümüz Halkevleri’ne yönelik saldırısı “ideolojik”tir

İktidar ile ilişkili, çoğunluğu dinsel cemaat ve tarikatlerle bağlantılı vakıflar, dernekler; dernekler yasası değiştirilerek “kamu yararına dernek” statüsü kazandırılan Deniz Feneri gibi yapılar iktidar tarafından sağlanan muhafiyetlerle, iktidar tarafından çok ucuza ya da bedelsiz verilen kamu arazileri ve binalarla, “proje desteği” adı altında aktarılan ödeneklerle ihya edilmiştir. Bu yapılar vergi muhafiyetleri, izin almadan yardım toplama yetkileri ile hiçbir kamu denetim olmaksızın iktidar ağlarının para döngüsünün sağlandığı mecralar, cemaat ve tarikatlerin sermaye birikimi alanları, yolsuzluk araçları haline gelmiştir.

Halkevleri, kamu yararına dernek statüsünü, tek bir maddi olanak için değerlendirmemiş, tek bir kamu olanağından yararlandırılmadığı gibi tüm kamu yararını tüm faaliyetini gönüllü emekle sürdürmüş, bütçesini emekçi halkın verdiği aidatlarla oluşturmuş, üstelik iktidar tarafından para cezaları ile yıldırma saldırılarına göğüs germiş, sürekli denetimlerden geçirilmiştir.

İktidarın derdi “kamu yararı” değil, Halkevleri’nin varlığı, 87 yıllık tarihi, programı, temsil ettiği değerler ve bugünkü çalışmaları, mücadelesidir. Çünkü, Halkevleri, kendi iktidarını tam olarak tesis etmek ve sürdürmek için, yaratmak istediği siyasal-toplumsal ve kültürel yapı için engel gördüğü ve durmaksızın saldırdığı ne var ise onu temsil etmektedir.

Halkevleri, ümmetten yurttaşa dönüşümün tarihi, cumhuriyetin tarihidir. Halkevleri tarihi, halk düşmanı, emek düşmanı siyasal iktidarların, darbelerin saldırıları ve bu saldırılara karşı direnişin tarihidir.

1950’de ve 1980 darbesi ile iki kez kapatılıp, tüm mal varlıklarına el konulan; yöneticileri ve üyeleri türlü baskı ve şiddetle karşılaşan, yargılanan ama halkın içinden her seferinde yeniden doğan bir örgüttür Halkevleri. Halkevleri, 1987’de başlayan üçüncü kuruluş döneminde de devletin tüm kuvvetlerinin saldırısına uğramıştır.

Halkevleri, tüm bu saldırıları aşarak bu ülkenin en büyük halk örgütlerinden biri haline geldi. Bu süreçte ne iktidardan beslendi, ne her hangi bir kamu kaynağını kullandı, ne halkı dolandırdı, ne acıları sömürdü, ne yoksulluğu istismar etti, ne de bunlardan sermaye yaptı. Tarihi, bu ülkede verilmiş demokrasi ve özgürlükler mücadelesinin tarihi oldu. 70’lerden bu yana kuşaklar boyu bu ülkede her kim ki özgürlükler, haklar ve demokrasi için mücadele etti, yolu mutlaka Halkevleri ile kesişti. Eşitlik, özgürlük, laiklik, kadın özgürlüğü Halkevleri’nin savunduğu temel ilkeler oldu.

Halkevleri, iktidara kendi gelip geçiciliğini, halka ise bu toprakların direngenliğini, özgürlük, eşitlik, demokrasi ve haklar mücadelesinin köklerini, değerini, baskıya karşı direnmenin ve kazanmanın mümkün olduğunu varlığı ile gösteren bir örgüttür. Tam da bu nedenlerle, tarihi, varlığı ve savundukları ile iktidarın hedefidir.

“Sosyal, kültürel iktidar” olamayanlar Halkevleri’ne saldırıyor

Halkevleri, aynı zamanda Erdoğan’ın bizzat söylediği gibi “sosyal, kültürel iktidar” olamamış bir iktidarın kendi “kültürel hegemonyasını” kurmak için, silmeye, değersizleştirmeye, baskı altına almaya çalıştığı ilerici kültürel sanatsal birikimin ve üretimin köklerinden; yaşayan ana damarlarından biridir. Yaşar Kemal’in, Rıfat Ilgaz’ın, Gülten Akın’ın ve daha nice değerimizin… yuvasıdır. Halkevleri, tiyatrodur, edebiyattır, her mahallede bir kütüphanedir. Bir kültür sanat ve eğitim örgütüdür.

Halk eğitimi, tüzüğü ile de tanımlanmış temel misyonlarından biridir. Emekçiler, şiddete uğrayan kadınlar, çocuklar haklarını Halkevleri’nde öğrenir, toplumsal cinsiyet eşitliğinden çocuk istismarı ile mücadeleye, sağlıklı beslenme hakkından işçi sağlığına sistematik eğitimler verir, bilinçlendirme çalışmaları yapar. Eğitimin bilimsellikten uzaklaştırılmasına, gericileştirilmesine karşı bilimsel ve laik bir eğitim için mücadele eder. Çocukların ve gençlerin biat kültürüyle, dogmalarla, nesneleştirilerek yetiştirilmesine karşı çıkar.

Halkevleri, soru sormak, düşünmek, aklı özgürleştirmek; yazmak, çizmek, konuşmak, üretmek ve ürettiğini; söze, şiire, yazıya, şarkıya, dansa, oyuna, türküye dökmektir. Halkevleri, halkı bilimle, sanatla, özgürleştirici bir eğitimle buluşturmak demektir. Elbette en çok da çocukları. Halkevleri’nin varlığı sorgulayan, üreten nesillerin yetişmesi demektir.

Halkevleri, bireyselliğin, kişisel çıkarların geçer akçe haline getirilmesine, güç ve iktidarı ele geçirenin her tür ayrımcılığı ve baskıyı kendine hak gördüğü bir kültüre karşı dayanışmayı, dayanışma ilişkilerinin kurulmasını, halk yararının savunulmasını, emeğin, halkın kolektif çıkarlarının savunulmasını temel ilkesi haline getirmiştir.

Bu nedenle iktidar için bir tehdittir, Halkevleri var olduğu, bu gelenek yaşadığı, yaşatıldığı, ürettiği sürece bu toprakların ilerici değerlerini, kültürel sanatsal üretimlerini, dayanışmacı ilişkileri yok etmek mümkün olmayacaktır.

Halkevleri’nin çocuklara yönelik faaliyetlerini, kültür sanat çalışmalarını, kitle eğitim çalışmalarını, dayanışma faaliyetlerini hedefe konulması, Batıkent Şubemizin tiyatro sahnesinin mühürlenmesi, çocuklarla yaptığımız bilim ve sanat atölyelerinin “çocuklara yönelik izinsiz eğitim öğretim faaliyetlerinin yürütülmesi” olarak tanımlanıp şubelerimizin mühürlenmesinin gerekçesi haline getirilmesi, halkı bilinçlendirme çalışmalarının “suç”lulaştırılması bunun bilinmesinden kaynaklanmaktadır.

Kamuya zararlı olan iktidardır

Halkevleri’nin tüm faaliyeti “kamu yararı”nadır. Kamuya zararlı olan bizzat iktidarın kendisidir.

Halkevleri, tam da 2000’lerde, yani AKP’nin iktidar olduğu günden itibaren uyguladığı; “kamu” adına ne var ise tahrip ederek; kamusal hakları yani halkın ortak-toplumsal haklarını iç bütünlüklerini parçalayarak ortadan kaldırma, piyasalaştırma, kamuyu neo-liberal ilkeler etrafında dönüştürme politikasına, “kamu yararı”nı temel alarak karşı çıkmıştır.

“Halkın muhalefet evleri” adı, kar için halkın ortak varlıklarını, doğayı sermaye talanına açan, üretim alt yapısını yok edip ülkeyi bağımlılaştıran, emeğin güvencesizleştirilmesine ve örgütsüzleştirilmesine dayanan politikalara muhalefet etmekten gelmektedir.

Halkevleri, “kamunun” yani “halkın yararını” bayrak edinmiştir. Ülkenin dört bir yanında kentte, mahallede, köylerde halkın hak mücadelelerini var etmiştir. Parasız eğitim ve sağlığı, ulaşımdan barınmaya, enerjiden iletişime halkın haklarını; güvenceli çalışma ve insanca yaşama hakkını savunmuştur.

Sadece bugün içine sokulduğumuz ekonomik kriz, işsizlik oranları, samandan kağıda ve temel gıdaya kadar ithalata bağımlılık; zamlarla, işten çıkarmalarla, ucuz emek sömürüsü ile halkın yaşadığı yıkım, “garantili” mega projelere aktarılan kamu kaynakları, sıcak para bağımlılığının oyuncağı olmuş ekonomi işte AKP iktidarının izlediği ve Halkevleri’nin “muhalefet” ettiği için “kamu yararı gözetmemekle” itham edildiği politikaların sonucudur.

Yaşadıklarımız, ülkemizin geldiği durum Halkevleri olarak tüm söylem, eylem ve mücadelemizde haklı olduğumuzun kanıtı, AKP’nin “kamu yararı” konusunda karar mercii olmadığının ve olamayacağının göstergesidir.

“Kamu yararı” örgütlenerek korunur

İktidarın hele ki sistemin sürekliliğini ancak emeğe, hak arayana, sanatçıya, gazeteciye, öğrenciye açık bir şiddet uygulayan, kendi dışında herkesi susturmaya çalışan özel bir baskı rejimini kurumsallaştırdığı bir dönemde en büyük korkusu halkın örgütlülüğüdür.

Sistem, halkı tamamen siyasal, toplumsal, ekonomik tüm karar mekanizmalarının dışına atıp tüm kararları tek bir kişinin uhdesine geçirmek üzere yeniden kurulurken, halkın ve emeğin örgütsüzleştirilmesi bu programın temel ayağıdır.

Halkevleri, bu nedenle bir halk örgütü olarak iktidarın hedefindedir. İktidar da bilmektedir ki “kamu yararı” ancak örgütlü savunulur, örgütle savunulur. Savunmaya devam edeceğiz.

Halkevleri, ne emperyalizme ne sermayeye ne devlete; ne de paraya pula bağımlı değildir. İktidarın, sermayenin her tür baskının karşısında halkın bağımsız çıkarlarını savunacağız, halkın dayanışmayla, özgürce ve mutlulukla içinde var olduğu, haklarını savunduğu bir halk örgütü olmaya devam edeceğiz.

“Vardık, varız, var olacağız”.

Halkevleri
Devamı

İoanna Kuçuradi : 2018 Dünya Felsefe Günü Mesajı

Türkiye Felsefe Kurumu Başkanı İoanna Kuçuradi'den 2018 Dünya Felsefe Günü Mesajı


Geçirdiğimiz yılda ülkemizde ve dünyada olan bitenlere bakarken, “insan olma”dan uzaklaşmaya teşvik eden yaklaşımların yayılması, “insan ötesi” (transhuman) olan hakkında yazılanların çoğalması, “herşeye kadir” robotların övgüleriyle çocuklarımızın beyinlerinin yıkanması karşısında, sık sık, öğretmen olmanın sorumluluğu, özellikle de felsefe öğretmeni olmanın sorumluluğu üzerine bir defa daha eğilme gerekliliğini duydum.
Hergün televizyon ekranlarında, yanlış teşhisten ya da ihmalden dolayı ölen insanlarımızı, yıkılan duvarların ve çöken zeminlerin altında ezilen insanlarımızı, yeraltında ve yerüstünde çeşitli ihmallerden dolayı ölen insanlarımızı ve daha nice nice bu tür olayları gördükçe; bunların azalmasına katkıda bulunabilecek her düzeydeki eğitimin niteliğinin yükselmesi için yapılması gerekenlerin gerçekleşmesini fazla etkileyemiyorsak da, yine de, bu istenmeyen olayların azalması için felsefe öğretmenleri olarak bizlerin yapabilecekleri üzerine düşünmemiz yararlı olur diye düşündüm.

Yapabileceklerimiz arasında, öğrencilerimize önce insan olma sorumluluğunun ne olduğunu göstermek, sonra da mesleklerimizin bize yüklediği sorumluluğun nasıl taşınabileceğini örneklendirmektir. İşbaşında bir şeyi bilmediğini gören bir insan, işinden sorumlu olduğunun farkındaysa, onu öğrenmek ister.

Bu sorumlulukların farkına varmanın/vardırmanın tek yolu yoktur. Bu yollar üzerinde bir çalışma yapmamıza var mısınız?
Bu düşüncelerle, değerli meslekdaşlarım, sizlerin ve felsefe bilgisinin yaşamımız için öneminin farkında olan herkesin Felsefe Gününü kutlarım.
Devamı

Basın Meslek Örgütlerinden Açıklama

Basın Meslek Örgütlerinden Açıklamalarını olduğu gibi yayımlıyoruz.


DİSK Basın-İş: " Sarı basın kartı gazetecilik ruhsatı değildir "


Rejim değişikliğinin ardından Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü de Saray’a bağlanarak Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’na bağlandı. Artık sarı basın kartları bu başkanlık tarafından dağıtılacak.

Bugün (14 Aralık 2018) Resmi Gazete’de Cumhurbaşkanı Erdoğan imzasıyla yayınlanan genelgeyle Sarı Basın Kartı Yönetmeliği de değişti. Yönetmelikten anladığımız, bundan sonra sadece Saray’ın gazetecilerine sarı basın kartı verileceği.

Uzun bir süredir sarı basın kartı konusunda keyfi davranılıyordu. Birçok meslektaşımızın kartları keyfi olarak iptal edildi. Bu keyfiyet artarak sürecek.

DİSK Basın-İş olarak iktidar tarafından dağıtılan sarı basın kartlarını gazetecilik ruhsatı olarak hiçbir zaman görmedik. Bundan sonra da görmeyeceğiz.

Gazetecilere ve meslek örgütlerine önerimiz şudur: Meslek örgütleri birlikte ilkeler belirlemeli ve bir komisyon oluşturmalı. Basın kartları bu komisyon tarafından verilmeli. DİSK Basın-İş olarak böyle bir komisyonun kurulmasında aktif olarak yer alacağımızı duyururuz.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti: " Yeni Basın Kartı Yönetmeliği şimdiye kadar yayınlanan yönetmeliklerin gerisinde kalmıştır "


Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu, 14 Aralık 2018 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan Basın Kartları Yönetmeliği ile ilgili bir açıklama yaptı. Açıklamada şu görüşler yer aldı:

“Gazetecilik doğası gereği halkın haber alma, bilgi edinme ve gerçekleri öğrenme hakkı için hizmet veren bir meslektir. Eleştirisel gazetecilik de bu nedenle iktidarlar tarafından tarih boyunca kontrol altında tutulmaya çalışılmıştır.

Ancak Türkiye’de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği bir ortamda, her gazeteci kendini mahkeme karşısında bulabilmekte ve hüküm giyebilmektedir. Bu açıdan yönetmelikle getirilen yeni düzenlemeler, gazetecilik mesleğine yeni bir darbedir. Basın Kartı Komisyonu oluşumu da demokratik değildir.

1947 yılından günümüze kadar 13 kez Basın Kartı Yönetmeliği çıkarılmıştır. 14.12.2018 tarihinde 14. Basın Kartı Yönetmeliği Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu yönetmelik bugüne kadar çıkarılan tüm yönetmeliklerin gerisinde kalmıştır. Yeni yönetmelikle yapılan düzenlemeler, gazetecilik mesleği açısından önemli sakıncalar içermektedir.

Yönetmeliğin ‘Basın Kartı verilecek kişilerde aranan şartlar’ başlığına iki önemli koşul konulmuştur.

Yönetmeliğin 6. Maddesi’yle;

Basın kartı almak için 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 3. maddesinde sayılan terör suçları ve 4. maddesinde sayılan terör amacı ile işlenen suçlardan hüküm giymemiş olmak şartı getirilmiştir.

Aynı madde ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda kamu barışına karşı suçlar kapsamında hüküm giymiş gazetecilerin kart alması mümkün değildir.

‘Suç işlemeye tahrik, suç ve suçluyu övme, halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçlarından hüküm giymemiş olmak, milli savunmaya karşı suçlar ile devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçlarından hüküm giymemiş olmak’ koşulu getirilmiştir.

Bu bağlamda anılan maddelerin yoruma açık olması haber için koşuşturan her gazetecinin kartının iptal edilmesi anlamına gelebilir.

Ayrıca daha önceki yönetmeliklerde olduğu gibi, bu yönetmelikle de gazeteci olmayan hukuk müşavirlerine ve bürokratlara da basın kartı verilmesini doğru bulmuyoruz.

BASIN KARTI KOMİSYONU’NUN OLUŞUMU DEMOKRATİK DEĞİLDİR

Komisyonun oluşumunu düzenleyen 19. Madde önceki Yönetmelik hükümlerinden de geri bir düzenlemedir. Komisyon üye sayısı 15’den dokuza düşürülmüştür. Komisyonun neticede sadece İletişim Başkanlığı tarafından oluşturulmasını doğru bulmuyoruz.

Umuyoruz ki, bu yeni düzenlemede komisyon oluşumunda meslek ilkeleri göz önünde tutularak eşitlikçi bir yaklaşım sergilenir.

YÖNETMELİKLE GETİRİLEN ÖNEMLİ YENİLİKLER

Yönetmelikle dijital ortamlarda basın-yayın faaliyeti yürüten çalışanların medya mensubu tanımı kapsamı içine alınması olumludur. Yönetmelikteki bir başka olumlu yenilik de 6. Maddede cinsel dokunulmazlığa karşı suçlardan hüküm giyenlerin basın kartı almasının engellenmesidir. Bunu da memnuniyetle karşılıyoruz.”

Çağdaş Gazeteciler Derneği: "Gazeteciler sarayın memuruna dönüştürülmek isteniyor, reddediyoruz! "


Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’nün (BYEGM) 703 sayılı KHK ile kapatılarak Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’na dönüştürülmesinin ardından Basın Kartı Yönetmeliği de değiştirilmiş ve yeni yönetmelik bugün Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Daha önce de kabul edilemez şekilde dizayn edilen yönetmelik yeni düzenlemelerin ardından tam bir fecaat halini almıştır.

Söz konusu yönetmeliğin sadece adında ‘basın’ ifadesini taşıdığı söylenebilir. Düşünce ve ifade özgürlüğünün gazetecilik mesleğinin vazgeçilmezi olduğunu bilmeyenlerin kaleminden çıktığı anlaşılan yönetmelik, gazeteciliği Resmi Gazete yayıncılığına, gazeteciyi de memura dönüştürmek istemektedir. Sorusu, sorgulaması; ‘ne’, ‘nerede’, ‘ne zaman’, ‘nasıl’ ve ‘neden’ ile ‘kim’ temelindeki merakıyla var olan mesleğimizi, uzun zamandır uygulanan baskılarla sindirmeye çalışanlar, anlaşılan bunu başaramayacaklarını görünce kafalarındaki memurluğu gazetecilik diye mevzuata işlemeye uğramışlar. Ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, gazetecilik mevzuatlardan dayanak alınarak yapılan bir meslek olmadığı gibi tam tersine mevzuatlara rağmen yapılan, evrensel ilkeleri olan bir meslektir ve öyle kalacaktır. Ki bu tür sınırlandırma ve baskılara karşı durdukça gazetecilik var olacaktır.

Aynı yasakçı zihniyetin yönetmelikte dikkat çeken bir başka yansıması ise, gazeteciliği ‘terör faaliyeti’ ile eşdeğer tutma çabasıdır. Basın kartı alabilme ya da kartın iptali kriterleri arasına Terörle Mücadele Yasası’ndaki çeşitli hükümler serpiştirilerek, tutuklu gazetecilere oyun oynanmakta ve ‘onlar gazeteci değil terörist’ algısı oluşturulmak istenmektedir. Birçok meslektaşımızın hukuki dayanaktan yoksun delillerle bu suçlamaya maruz kaldığı ve cezaevinde tutulduğunu göz önünde bulundurduğumuzda bu düzenlemeyle AKP, baskıcı, otoriter, temel özgürlükleri yok sayan yeni rejim özlemini mevzuatlarla meşrulaştırmaya çalışmaktadır.

Yönetmelikte gazeteciler üzerinde yargısal kararlara dayalı olanların yanısıra hiçbir yargı kararına dayanmayan baskı unsurları da yer almaktadır. "Milli güvenlik ya da kamu düzenine aykırı davranışlarda bulunmak veya bu davranışları alışkanlık haline getirmek," basın kartının iptal edilme sebepleri arasında sayılmıştır. Yönetmeliğin bu bölümü, gazeteciler üzerinde ‘Demokles’in kılıcı’ misali bir tehdit unsuru oluşturmayı amaçlamaktadır. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı'nın, haklarında hiçbir yargı kararı olmasa dahi gazetecilerin basın kartını keyfine göre iptal edebileceği ve bu sebeple basın kartı iptal edilen gazetecinin basın kartı başvurusu yapma hakkının ömür boyu elinden alınacağı anlaşılmaktadır.

Söz konusu yönetmeliğin Anayasa ve yasalara aykırı olduğu tartışmasız ortadadır ve bu gerçeğe dayalı olarak gerekli hukuki değerlendirmeleri de yapıp yasal haklarımızı kullanma yoluna gideceğiz. Başta siyasi iktidarlar olmak üzere güç odaklarıyla karşı karşı gelmeyi göz önüne almak pahasına yaptığımız mesleğimizi, basın ve ifade özgürlüğü karşıtı bu ve benzeri düzenlemelere karşı savunmaya devam edeceğimizden kimsenin kuşkusu olmasın.

Çağdaş Gazeteciler Derneği Yönetim Kurulu
Devamı